GÜNDEM SÖYLEŞİ

HDP kendisi için riskli ama Türkiye demokrasisi için cesur bir karar aldı

Sakine Esen Yılmaz Türkiye’nin eğitim emekçisi, Almanya’nın çiçeği burnunda mültecisi bir kadın. Sendikal mücadelenin içinden geliyor. Öğretmenliği ve sendikal mücadeleyi birlikte yürütmüş. Hakkında açılan davalara, gözaltı ve tutuklamaya rağmen vazgeçmemiş,vazgeçmeyi düşünmemiş. Birçok ilde işyeri temsilciliği, il,ilçe yöneticiliği yapmış, İnsan Hakları Derneği’nde, Demokratik Alevi Derneği’nde, Kadın Özgürlük Meclisleri’nde çalışmış, kadın bilim dergisi Jineoloji’nin yayın kurulunda görev almış ve Eğitim-Sen Genel Sekreteri görevini omuzlamış çok yönlü bir mücadele insanı…

Filiz DENİZ

Sakine Esen Yılmaz yaptığı her iş için elbette bir de bedel ödemiş. Hakkında peş peşe davalar açılmış, gözaltına alınmış, yargılanmış, tutuklanmış ve bütün bunların ardından ülkesini terk etmek, sürgüne çıkmak zorunda kalmış. 3 yıldır Almanya’da yaşıyor. Yine mücadele içinde ve yine koşturuyor. Onun için ‘çiçeği burnunda bir mülteci’ dedim zira, bu kıtada 40 yıldır, hatta yarım asırdır ülkesine gidemeyen, günün birinde özgür bir ülkeye geri döneceği günün özlemini çeken çok sayıda insan var.

Öte yandan 3 yıl ilk bakışta 40-50 yılın yanında kısa bir süre gibi görünse de nasıl yaşandığı ve zamana nelerin sığdırıldığı daha bir önem kazanıyor. Buradan hareketle de geride kalan yaşamına çok şey sığdıran ve bunun bedeli olarak sürgünde yaşamak zorunda kalan Sakine Esen Yılmaz’la geride bıraktıkları ve sürgünde karşılaştıkları üzerinden düne, bugüne ve geleceğe dair düşüncelerini, özlem ve beklentilerini konuştum…

Sanki iki ayrı insan, iki ayrı ülke, iki ayrı hayat var

Yurt dışına çıkmak zorunda kalmanızın üzerinden 3 yıl geçti! Bize bu üç yılın nasıl geçtiğini ve sizi nelerin etkilediğini anlatabilir misiniz?

Evet , Zaman bugünle gelecek arasına camdan duvarlar örmüş gibi geliyor bana. Sanki iki ayrı insan, iki ayrı ülkede, iki ayrı hayat var, birbiriyle bağı koparılmış olan ama yine de aynı özü taşıyan.” Parçalanma” dedikleri bu olsa gerek diye düşünüyorum. Tabii ki politik olarak bir parçalanma değil bu. Ama yaşam tarzı, toplumsal bağlam birbirinden gerçekten farklı. Burada dayanışma gösterilen ,yardım edilensin ama eşit bir ilişkinin parçası değilsin asla olamıyorsun.

Özlem ve hüzün hiç bitmiyor

Çünkü gerçekten de eşit değilsin. İçinde yaşadığımız toplumun değil ,“Mülteci Sorunu” diye tanımlanan sorunun parçasıyız. Hal böyle olunca özlem ve hüzün hiç bitmiyor. Aslında hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını olmayacağını gayet iyi biliyor insan ama bilmek daha az canının yanmasını sağlamıyor insanın . Uyum sağlamaya çalışıyor birçok şeyi öğreniyorsun. Zamanla dil bariyerini aşıyorsun ama tam bunu aştığın anda acaba daha az mı kendimim, artık yoksa yabancılaştım mı kedime diye sormaktan da kaçamıyorsun.

Başlarda her güne memlekette neler oldu ? diye başlarken ve her ayrıntı günlük telefonlarla ses hızında paylaşılırken zaman kevgirini sallıyor ve telefonlar seyreliyor. Dostlar azalıyor.. Tanıdığın insanları kaybediyorsun olağan gibi görünen ama aslında olağanüstü olan ölümlerde. Bir kalp krizi bir beyin kanaması vedalaşmadan gidiyor insanlar hayatından Dilek Adsan gibi. Son görevini yapamamanın ağırlığıyla kalakalıyorsun. Ama biliyorsun ki onları öldürenle seni buralara sürükleyen aynı gerçeklik aslında.

Sonra basının gündemindeki kadar gündemin oluyor her şey. Hoş bu konuda fazla sıkıntı da çekmiyoruz Her güne bir değil birkaç skandalı sığdıran bir ülke olunca … ama yine de farklı.

Geriye dönüp baktığınızda, sizi ve birçok insanı sürgüne yollayan siyasi süreçle, şimdiki siyasi süreç arasında bir fark var mı? O günden bugüne değişen ne oldu?

Politik açıdan çok büyük bir değişiklik yok aslında faşizm daha da kurumsallaştı. 2015’in ikinci yarısından başlayıp bugüne uzanan süreçte korkunç şeyler yaşandı Sokağa çıkma yasakları tutuklamalar, sahte darbe teşebbüsü, canlı bomba saldırıları toplumun üzerine bir karabasan gibi çöken AKP’nin o güne kadar tahmin ettiğimiz ama olmasına ihtimal dahi vermek istemediğimiz karanlık yüzünü açıkça gösterdi. Bu süreçte demokratik güçler KHK’ lar marifetiyle tasfiye edilirken, devlet de başkanlık sistemi ile tasfiye edildi.

Rant ilişkileri üzerinden kendisini var eden AKP’nin işi güçleşiyor

O güne kadar suç örgütleri eliyle işlenen suçlar açık bir biçimde devlet eliyle yapılır hale geldi. Öyle ki bunları yasal kılıfa uydurma zahmetine bile girmeyen çeteleşen bir devlet yapısı var şimdi. Ama eskisi kadar güçlü değiller . Tüm dünyaya deşifre oldular. Yıllardır uygulanan ağır savaş ekonomisi kendisini derin bir ekonomik kriz olarak gösterdi Bu da tabi rant ilişkileri üzerinden kendisini var eden AKP’nin durumunu da güçleştiriyor.  AKP-MHP ittifakı aslında yalnızlaşan ve güçsüzleşen AKP’nin tek çıkar yoluydu ama geldiğimiz aşamada bunun da AKP’yi kurtarmaya yetmediğini gördük. Son yerel seçimler bunun kanıtı.

Seçimler sonrası bir umut oluştu. HDP’nin seçim stratejisi büyük kentlerde AKP-MHP bloğunu geriletti. Siz bu umudu paylaşıyor musunuz?

2019 Yerel Seçimleri bize gösterdi ki AKP –MHP bloğu yenildi . Bu yenilgide HDP’nin kendisi için riskli ama Türkiye demokrasisi için bir o kadar cesur ve fedakarca aldığı kimi şehirlerde aday göstermeme kararı etkili oldu .

Rüzgar tersinde döndü, büyü bozuldu

Seçimden sonra AKP – MHP bloğu bir kilitlenme yaşadı. İtirazlarla zaman kazanma ve süreci kendi lehlerine çevirme hamlesi de ellerine yüzlerine bulaştı. Bu derin şaşkınlıkta yalaka mafya liderleri bile imdada yetişmek için konuştu ama söz söylemesi gerekenler gevelemekten öte ses çıkaramadı. Çıkan seslerse muhalefet karşısında cılız kaldı. FETÖ dediler, komplo dediler ama kimse bunlara inanmadı. Artık söyleyecek yalan da kalmadı. Bu noktadan sonra ne yaparlarsa yapsınlar biliyorlar ki rüzgar tersine döndü. Büyü bozuldu. Bu arada kısacık süre içerisinde Ankara ve İstanbul’da Bankamatik çalışanı diye tabir edilen binlerce kişinin çalışmadan halkın vergileriyle ahlaksızca nasıl beslendiği , kayyumların belediye binaları dahil olmak üzere adeta bir işgalci güç gibi belediye kasalarını nasıl yağmaladıkları ortaya çıktı.

Yüksek Seçim Kurulu Yüksek Suç Kurumu oldu

Yaptıkları yolsuzluk ve hırsızlıkların belgerini imha etmek için ellerinden geleni yaptılar. Ama dile kolay yılların pisliğini birkaç günde temizleyemezler. KHK’larla hukuksuzca soruşturma olmadan, herhangi bir yargı kararı olmadan işten atılan ve belediye başkanı olarak seçilen HDP başkanlarına mazbatalarının verilmemesi ise Cumhuriyet tarihine geçecek bir suç örneği.

Böylece AKP artık bir Yüksek Suç Kuruluna dönüşmüş olan YSK eliyle HDP’den intikam alma hamlesine girişti. KHK’lılar milletvekili olabiliyorken, belediye başkanı olamaz, mazbata alamaz diyen kurumla, onların seçime girmesine onay veren kurumun aynı olması ya YSK’nın komplo kurduğunu – ki kayyum dışında AKP’nin seçimle almasının mümkün olmadığı Diyarbakır Bağlar Belediyesi gibi yerler ancak bu şekilde AKP’ye geçebilirdi- ya da YSK’nın AKP tarafından baskılanarak bu kararı aldığını gösteriyor.

Zaman içerisinde bütün gerçekler bir bir açığa çıkacak. Sonuç olarak AKP – MHP bloğunun bu yıkımdan zararsız çıkması imkansız. Önümüzdeki günlerde çatlak sesler duymamız büyük bir olasılık.

Diğer yandan mazbataları versinler ya da vermesinler bazı yerlerde seçimi yenilesinler ya da yenilemesinler yani suyu ne kadar bulandırırlarsa bulandırsınlar artık baş aşağı gidiş başladı bunun farkındalar. Muhalefet için bunun anlamı Umut’tur uzun zamandır sessizlikle örselenen, baskıyla kırılan ama kalan son gücüyle direnen umut.

Almanya’ya geldiğinizden itibaren mücadeleye burada devam ettiniz. Sizi birçok toplantı ve panellerden takip ettik. Almanya kamuoyuna Türkiye’de yaşanan antidemokratik süreci ve yaşananları anlatmaya çalıştınız. Bu konudaki gözlemleriniz nedir? Sizce Almanya kamuoyunda yeterince tepki oluşabildi mi ? Oluşmadıysa bunun nedeni ne?

Bu üç yıllık zaman diliminde 100 aşkın programa katıldım . Binlerce insanla yüz yüze temasım oldu. Olumlu tepkiler destek ve dayanışma mesajları aldım. Bu çalışmalar eski yoğunlukta olmasa da devam ediyor. Tabi ki bu toplantılara katılan insanlar son derece duyarlılar. Almanya’da Türkiye gündemi çok yakından takip ediliyor. Orada neler olup bittiği iyi biliniyor . Belki de Türkiye’nin sınır komşuları hariç, hiçbir ülke Almanya kadar Türkiye’yi yakından tanımıyordur. Elbette bunun tarihsel bir arka planı var ve tabi ki Almanya‘da yaşayan ve sayıları neredeyse 4 milyonu bulan Türkiyelinin bunda büyük etkisi var.

Ekonomik çıkarlar demokratik değerlerle çatışıyor

Alman hükümeti özellikle Türkiye’deki gerginliğin kendi ülkelerine yansımasını istemiyor ve Mülteci Anlaşması ile de Suriyeli göçünün önüne geçmeye çalışıyor. Ne olursa olsun ekonomik ilişkilerini sürdürmek istiyor. Tam da bu noktada demokratik değerler ve çıkarlar çatışıyor. Alman halkı ile Alman devleti arasında sıkı bir bağ var devlet politikası halkın tepkileri üzerinde çok etkili. Buna rağmen ciddi anlamda bir duyarlılık olduğunu ifade edebilirim. Diğer taraftan dayanışma ve tepki Türkiye muhalefetine güç verir ama Türkiye’deki sorunlar kalıcı olarak ancak Türkiyelilerin gücü enerjisi ve tavrı ile çözülebilir…

Sürgüne çıkmış gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sendikacılar için sizce bundan sonraki süreçte ülkeye dönmek için bir umut görünüyor mu?

Ben hiç dönmeyecekmişim gibi burada bir yaşam kurmaya ve yarın dönebilecekmişim gibi de Türkiye demokrasisi için emek vermeye devam ediyorum. Umut var tabi ki 24 Haziran seçimleri öncesi birçok kişi hazırlanmıştı ancak ondan sonra bir kırılma oldu. Yerel seçimlere giderken bu o kadar değildi sanırım ama şimdi yeni bir soluk geldi. Önümüzdeki dönem yine her türlü olasılığa gebe görünüyor. AKP-MHP’nin şiddeti ne kadar ileriye taşıyacakları ya da buna cesaret edip edemeyecekleri muhalefetin halkın tavrı birçok şeyi belirleyecek…

/Nupel/

Benzer Haberler

Afrinli göçmenler zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor

nupel haber

Hatice Çevik: Suruç bana azmimi geri verdi

nupel haber

Körfez’de ABD İHA’larına saldırı

nupel haber

İran: Amerika ‘Psikolojik Savaş’ yapıyor

nupel haber

Güven açlık grevinde 124 günü geride bıraktı

nupel haber

#UyanBitlis: Bitlis Belediyesi’ne tepki yağdı

nupel haber