EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ GÜNDEM

Zohrab Dicle: Suriye’de Çözüme Doğru

Tunus’ta düzenlenen 30. Olağan Arap Birliği zirvesinde neredeyse tüm siyasi liderler (Katar’ın temsilcileri hariç) apaçık Türkiye ve İran’ın Arap dünyasında işinin olmadığı ve karışıklıkların arkasında bu ülkelerin olduğunu söylediler. Öyle ki kendisi de bu bloktan sayılan Katar Emiri Al Sani diplomatik teamüllere uymayarak zirveyi erken terk etti. Geçmişte Arap Soğuk Savaşı süresince Arap seküler milliyetçiliğini temsil eden Mısır ve rakip olarak Arap gelenekselciliğini savunan Suudi Arabistan’ın bir süredir yakınlaştığı bir gerçek. Bu çatışmada önemli bir rol oynayan ve Batı yanlısı kutbun korumasını edinen  ‘Müslüman Kardeşler’ örgütü ise Arap Baharı başındaki hızlı güçlenmesinin ardından bugün ‘istenmeyen’ durumdadır.

Komünizm tehlikesine karşı geliştirilen ‘Yeşil Kuşak’ projesi, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bölgede radikal unsurların tasfiye edilmesi sonrası ‘ılımlı-islam’ olarak revize edildi. Türkiye ‘Müslüman’ ancak ‘Demokratik’ bir ülke olarak Arap ülkelerine rol model ve bölgesel lider olacaktı. Müslüman kardeşlerin kendisine geçmişte zayıf halka olarak Suriye’yi operasyon alanı seçtiği ve günümüzdeki iç savaşın da bunun bir uzantısı olduğu açıktır. Müslüman Kardeşlerin liberalleştirilerek eski Sovyet-etki alanında iktidara getirilmesi görevi Batı tarafından bölgesel ortak olan Türkiye’nin omuzlarına yükselmiştir. Arap baharına verdiği destek kısa vadede kazançlıdır.

Davutoğlu’nun romantik ve milliyetçi fantezilerinin dış politikasını şekillendirdiği Türkiye’nin hesabı bölgesel-ortaklıktan yeni bir Osmanlı devşirerek zamanla Batıyla da bütünleşmiş bir süper-güç halini almaktı. Bu sebeple Suriye rejimine karşı aceleci ve agresif davranmış, her türlü cihatçı grubu güçlendirerek Suriye’de muhalefetin niteliğini cihadçı hale getirmiştir. Başlangıçta kutupların net olduğu Suriye İç Savaşında tarihsel Suudi-Körfez bloku, Müslüman Kardeşleri Türkiye üzerinden desteklemiş ve silahlandırmışsa da zamanla kutuplar ayrışmıştır. Zamanla SDF bir güç olarak ortaya çıkmış, ÖSO Türkiye’nin özel ordusu niteliğini kazanmıştır.

Tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan Suriye sorununun siyasi çözümünde görev almış durumdadır. SDF’nin petrol açısından zengin ve enerji hatları açısından stratejik Arap bölgelerinin içlerine doğru ilerlemeye başlamasıyla bazı aşiretler ve ABD üzerinden Suudi Arabistan ile yoğun askeri ve ekonomik ilişki kuruldu. Rakka operasyonunun hazırlık sürecinde bazı özel Arap grupların askeri eğitimini doğrudan Suudi Arabistan üstlendi. 2017 başlarında SDF’ye gönderilen ilk parti zırhlı araçlar (IAG Guardian) Birleşik Arap Emirlikleri menşeliydi. Rakka’nın yeniden inşasında ve bazı temel altyapı ihtiyaçlarında bu ülkeler aktif bir rol alıyor.

Türkiye ve İran’ı ‘yabancı’ ve ‘fitneci’ olarak niteleyen Arap Birliği Suriye’nin askıya alınan üyeliğinin iadesi için bir süredir sinyaller veriyordu. Son zirveye Suriye Meclis Başkanı da katıldı. 2018 Aralık’ta Suudi Arabistan ile hareket eden Birleşik Arap Emirlikleri Şam büyükelçiliğini 7 yılın ardından tekrar açtı. Mısır defalarca Müslüman Kardeşler (Türkiye) ve İran tehlikesine karşı Suriye rejimiyle birlikte hareket etmek istediğini deklare etti. ABD’nin Türkiye’nin yerine bölgesel ortak olarak ele aldığı Mısır aynı zamanda YPG ve Suriye rejimi arasında arabuluculuk iddiasıyla da biliniyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan blokunun Suriye rejimi ile yakınlaşması ile eşzamanlı olarak Ocak 2019’da ‘Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’ isminin, ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ olarak değiştirildiğini anımsamak gerekiyor. Arap ülkelerinin agresifleşen Türk dış politikasına bir engel olarak Suriye Kürdistan’ını korumaya almak istediği de çeşitli demeçlerinden biliniyor. KCK yetkilisi Murat Karayılan’ın yeni kurulacak Arap ordusunda ‘Kürtler de yer almalı’ demeci de unutulmamalı.   

İran destekli Hizbullah Lideri Hassan Nasrallah Suriye rejimini değerlendirdiği röportajda ‘‘Onlar Şii değil ki, laik!’’ diyerek İran’ın rejime karşı pozisyonunu ortaya koyuyordu. İran’ı Suriye rejimine eşitleyen anlayış doğru değildir. Suriye rejimi ABD’nin İran’a karşı sertleştiği bu zamanlarda İran’ın toprakları üzerinde artmış bulunan aktivitesinden hoşnut değildir. Trump’ın durup dururken Golan bölgesi üzerinde İsrail egemenliğini tanıması başka gelişmelere gebe ilginç bir gelişmedir. İsrail’in Rusya nezdinde girişimleri ile ABD ve Rusya Suriye coğrafyasında İran karşıtlığı üzerinden anlaşmaya çok yakındır. Görünüşe göre Suriye rejimi başta hem ABD, hem Rusya’ya yakın olan Mısır olmak üzere Arap ülkeleri ile koordinasyon halinde sahil hattındaki varlığını koruyacak, ABD ise Kuzey Suriye’de SDF eliyle varlığını tahkim edecektir. Rejim Kuzeydoğu Suriye’ye dönmeyecek ancak egemenlik haklarını da tümden kaybetmeyecektir.        

ABD Türkiye ile ne yapacak cevabı zor bir soru. ABD’nin Türkiye’yi tamamen kaybetmek istemediği ancak Türkiye’nin uzlaşmaz tavrı ile bu ortaklığın bir hayli zora düştüğünü söylemek mümkün. ABD İran’ı tehdit ettiği günlerde Kuzey Suriye’deki istihkâmını daha da güçlendirmekte ve geçmişteki ikili politikasına rağmen Türkiye’nin muhtemel Kuzey Suriye operasyonunu tamamen reddetmiş görünmektedir. Libya ve Sudan’daki gelişmelerde uzun zamandır ilk kez ABD ve Rusya’nın aynı dili kullandığına şahit olduk. Bu durum çözüme yaklaşıldığını gösteriyor olabilir. Idlib-Afrin hattında olağanüstü çatışmalı ve herkesin hazırlık yaptığı bir sürece girildi. Türkiye’ye bağlı gruplara Fırat’ın doğusu operasyonu için ‘hazır olmaları’ söylense de bunun bir savunma hazırlığı olması daha muhtemel görünmektedir. Biraz temelsiz bir ihtimal olarak Türkiye’nin çekilmesi ardından Suriye ve YPG birlikleri ortaklaşa şekilde Rus ve ABD onayıyla Afrin’i geri alabilir.                             

/Konuk Yazar-Nupel/

Benzer Haberler

Paris Zirvesi: Çin 300 Airbus alıyor

Türkiye Afrin’in etrafına duvar örüyor

nupel haber

Pakistan: Hindistan saldırı hazırlığında!

DAİŞ militanlarının çocukları için uyarı!

nupel haber

Ankara Katliamı’nda kamu görevlilerinin sorumluluğu yok sayıldı

nupel haber

Açlık grevleri: 7 can gitti daha neyi bekliyoruz?

nupel haber

Yorum Yap