Diyarbakır Barosu’na “24 Nisan” davası

Diyarbakır Barosu’nun önceki dönem yönetim kurulu üyeleri hakkında, 24 Nisan’da Ermeni tehcirinin yıldönümünde yaptıkları açıklama nedeniyle dava açıldı. Baro yönetimi, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek, TBMM’yi aşağılamakla” suçlanıyor.

Baronunun, bir önceki yönetim kurulunun 10 üyesi hakkında dava açılmasına giden süreç, 24 Nisan 2017 günü yapılan açıklamayla başladı. Baro yönetimi, Ermeni Tehcirinin yıldönümü nedeniyle, “Ermeni Halkının Dinmeyen Büyük Acısını Paylaşıyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Açıklamanın ardından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan soruşturma açılmasını talep etti. Savcılık soruşturma için Adalet Bakanlığı’ndan izin istedi. Bakanlığın soruşturma izni vermesiyle Batman Ağır Ceza Mahkemesi, dönemin baro başkanı Ahmet Özmen ve yönetim kurulu üyeleri Mahsum Bati, Nuşin Uysal Ekinci, Cihan Ülsen, Sertaç Buluttekin, Muhammet Neşet Girasun, Serhat Eren, İmran Gökdere, Velat Alan, Ahmet Dağ ve Nahit Eren hakkında, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek, TBMM’yi aşağılamak suçundan” dava açılmasına karar verdi.

Yasa gereği, avukatlar hakkındaki soruşturmalar, suçun işlendiği yerde değil, en yakın ilin ağır ceza mahkemesinde açılıyor. Dava açılması halindeyse yargılama, suçun işlendiği yerdeki ağır ceza mahkemesinde yapılıyor. Bu nedenle Batman Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın duruşması, önümüzdeki aylarda Diyarbakır’da görülecek. Baro yönetimi TCK’nın 301.’ci maddesinde düzenlenen “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek, TBMM’yi aşağılamak” iddasıyla suçlanıyor.

Davayı VOA Türkçe’ye değerlendiren Baro Başkanı Cihan Aydın, davanın siyasi nedenlerle açıldığını söyledi. Aydın, “Diyarbakır Barosu bununla ilgili yıllardan bu yana açıklama ve etkinliklerde bulunmaktadır, bu yeni bir durum değil. Neredeyse 15 yıldan bu yana her 24 Nisan’da, Diyarbakır Barosu ya bir etkinlik düzenlemiş veya basın açıklaması yapmış, bu meseleye ilişkin olarak tepkisini demokratik bir şekilde ifade özgürlüğü kapsamında ortaya koymuştur. Dolayısıyla 2017-2018 dönemde Baro yönetiminde başkan ve yönetim kurulunun yapmış olduğu bu açıklama da tamamen politik saiklerle açılmış bir davadır. Çünkü biz bu meselenin iki yönü olduğunu düşünüyoruz. Bir tarihsel arka planı var. Bu meselenin bütün yönleriyle araştırılması, ortaya konulması gerekiyor. Ama bu, bizim işimiz değil tarihçilerin işidir. Diyarbakır Barosu olarak olayları bu şekilde nitelendirmekteyiz. Biz bu meselenin ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Herkes bu meseleye resmî ideolojinin baktığı yerden bakmak zorunda değildir. Zaten ifade özgürlüğünü korumak zorunda olduğumuz mesaj olarak tam da budur. Bu dava ifade özgürlüğüne karşı açılmış bir davadır. Diyarbakır Barosu’nu korkutmaya, geri durmayı amaçlayan bir davadır ve hiçbir şekilde kabul edilemez. Bir hukuk örgütünün bir baronun bu nedenle soruşturmaya kovuşturmaya uğraması, hakkında dava açılmasını, açık bir şekilde fikir ve düşünce özgürlüğüne bir darbe olarak nitelendiriyoruz” dedi.

Baro açıklamasında, “Ermeni halkına yönelik dönemin muktedirleri tarafından önce Ermeni aydın ve önderlerinin tasfiyesi şeklinde. Sonrasında ise ‘Tehcir Kanunu’ adı altında askeri birlikler ve İstihbarat Örgütü Teşkilatı Mahsusa aracılığıyla bir milyonu aşkın sivil insan Suriye sınırına doğru ölüm yolculuğuna çıkarılması suretiyle acımasız politikalar yürütülmüştür. Yaşanan acılar o denli büyük olmuştur ki: Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Sözleşmesindeki ‘jenosit’ tanımı, Ermeni halkına yapılanlardan esinlenerek düşünülmüş ve kaleme alınmıştır. Ermenilerin yaşadığı İstanbul, Diyarbakır, Van şehirlerinde ve Anadolu’nun diğer birçok şehrinde katliamların, sürgünlerin ve tehcirin yarattığı tahribat ve derin acı halen dimağlarda tazeliğini korumakta ve Anadolu halklarından soykırımda yaşamını yitiren sivil-masum tüm Ermenileri saygıyla anıyoruz” ifadeleri yer almıştı.

/voa/