Ali Deniz: Hukuk ve Barbarlık 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman gerçek anlamıyla bir yargı bağımsızlığı olmadı ama hukukun, anayasa ve yasaların çiğnendiği, yargıçların ve mahkemelerin tetikçi bir katil gibi pervasızca kullanıldığı bir dönem de olmamıştı.

 Bu, AKP dönemine denk geldi, dolayısıyla devletin varlığını anlamsızlaştıran, çeteleşmeye ve mafyalaşmaya yol açan bir sürecin önü açılmış oldu. 

Günümüz Türkiye’sinde artık mevcut iktidara yani Erdoğan’a biat etmeyen hiçbir kimsenin hiçbir güvencesi kalmamış bulunuyor.

Şimdi herkes şunu çok iyi biliyor: Bir gece yarısı evinin kapısı kırılarak gözaltına alınabilir, bir nezarethanede günlerce hiçbir şey sorulmadan bekletilebilir, olmayan bir tanığın uydurma ifadesiyle tutuklanabilir,  paçavra bir iddianameyle müebbete kadar varan hapis cezalarına çarptırılabilir (idam edemiyorlar),AİHM ve AYM aksi yönde karar vermiş olsa dahi bu kararlar uygulanmayabilir ..

Başkent’in göbeğinde kaçırılabilir, aylarca bilinmeyen merkezlerde sorgulanabilir, işkenceden geçirilebilir, aylar sonra bir karakol yakınında bulunup resmi olarak gözaltına alınabilir, hapse atıldığınız için sevinebilirsiniz.

Cenazeleriniz aylarca arazide bekletilip size verilmeyebilir, cenazenizi inancınıza göre gömme  ve yas tutma hakkından mahrum bırakılabilirsiniz.

Mezarlıklarınız yıkılabilir, cenazeleriniz mezarlarından çıkarılıp binlerce km ötedeki İstanbul’a taşınabilir, sonra size haber bile verilmeden cenazeleriniz kimsesizler mezarlığına defnedilebilir.

Toplanmanız, yürümeniz, basın açıklamanız keyfi yasaklanabilir, parti binalarına girmeniz, girmişseniz çıkmanız keyfi engellenebilir, vatandaşların parti binalarınıza gelmesi yasaklanabilir.

Kürtçe inkarı devam edebilir, Meclis’te yapılan Kürtçe konuşmalar tutanaklara” x dilinde…”diye geçirilebilir, Belediyelerin Kürtçe tabelaları sökülebilir, Kürtçe şarkı söylemek engellenebilir, Kürtçe konuştuğu için baba-oğul saldırıya uğrayabilir, bir genç öldürülebilir.

 Kürd’ü öldüren devlet görevlileri görevlerine devam edebilir, cezasız kalabilir.

“Savaşa hayır!” dediğin, diktatörlüğe karşı olduğunu belirttiğin için tutuklanabilir, 6-7 yıl önce attığın birkaç twit nedeniyle yargılanabilir, telefonun bir yabancının bulunduğu aynı bölgeden sinyal verdiği için ajanlıkla suçlanabilir, yıllarca içeride tutulabilirsin.

Cezaevindeysen ailenle ve avukatınla görüşmen sudan sebeplerle veya sebep bile gösterilmeden keyfi olarak engellenebilir. 

Bütün bu uygulamalara ne demeliyiz?

“Bir toplulukta devlet gücü yok ise, dolayısıyla adalet bağımsız yargı organlarınca ve üçüncü kişilerce, yansız yargıçlarca dağıtılmıyorsa, herkes uğradığı haksızlığa karşı biçim seçmede ve öcünü almada özgürdür, kendi davasının da yargıcıdır. Bunun adı da “insana özgü öç”tür. Elbette bir savaştır, bu. İlkel topluluklardaki adalet anlayışı budur. (Sami Selçuk- Eski Çağlarda Suç Hukuku)

Ünlü hukukçumuzun bu belirlemesini şöyle değiştirebilir miyiz:

“Bir toplulukta devlet gücü var ve adalet bu gücün istemi doğrultusunda  sözde mahkemelerde taraflı yargıçlarca muhalif olan herkesi susturmak için kullanılıyorsa muhalif olan herkes uğradığı haksızlığa karşı biçim seçmede özgürdür, bu özgürlük de bu barbarlık hukukunda figüran olmamayı gerektirir. Bunun adı ‘barbarlık hukukunun dışına çıkma’dır.”

Barbarlar kendi hukukları ile baş başa bırakılmalıdır.