Ali Deniz: Müslüman Kardeşler (İHVAN) Cumhuriyeti İçin Savaş 

Erdoğan ve çevresi,  2011 Arap Baharı sonrası  dünya Müslümanlarının liderliğini ciddi ciddi düşünmeye başladı ve Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ tezi çerçevesinde Türkiye’yi bu hayalin peşine taktı. 

 Erdoğan, dünya Müslümanlarının liderliği noktasında aynı hayalin peşinde olan Gülen Cemaati ile kapıştı. Öteden beri aralarında var olan rekabet Kemalist Cumhuriyetin Ergenekon-Balyoz soruşturmalarıyla geriletilmesi sonucu 7 Şubat 2012 MİT kriziyle çatışmaya ve 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarıyla kopuşa ve düşmanlığa dönüştü.

Gülen Cemaati, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde başarısız olunca Erdoğan bu durumu “Allah’ın lütfu” olarak niteleyip Gülen Cemaati’ne büyük bir darbe vurdu ve Cemaati ülkede tasfiye etti. 

Kürt politikası esas olarak bu duruma paralel gelişti ve süreçten Kürtler ciddi biçimde etkilendiler.

Kürlerle girilen barış sürecinin ilk adımları 2009 yılında Norveç’in başkenti Oslo’da atıldı. Süreç, 2009 KCK tutuklamaları ile büyük bir darbe aldı. Daha sonra 19 Ekim 2009 tarihinde Öcalan’ın çağrısıyla Kandil’den ve Mahmur’dan gelen Barış Grupları Habur’dan ülkeye giriş yaptı. Devlet sözü verilmesine rağmen sonraki süreçte çoğu tutuklandı, bir kısmı da Kandil’e  ve Mahmur’a geri döndü. 

28 Aralık 2012 tarihinde Başbakan Erdoğan İmralı’da Öcalan ile görüşüldüğünü açıkladı. Ardından 3 Ocak 2013 tarihinde ilk heyet (Ahmet Türk ve Ayla Akat)  Öcalan’la devlet heyetinin de yer aldığı bir görüşme gerçekleştirdi. 2013 Çözüm Süreci böyle başladı diyebiliriz. 

9 Ocak 2013 tarihinde Öcalan’la görüşmeye bir yanıt niteliğinde Paris’te Kürt kadın hareketinin öncülerinden Sakine Cansız ve arkadaşları Fidan Doğan, Leyla Söylemez alçakça katledildi. Çözüm Süreci’ne ilk darbe vurulmuştu ancak yola devam edildi. 

17-25 Aralık 2013 Erdoğan- Cemaat kapışmasında Başbakan Erdoğan panikledi ve Cemaat’e karşı iktidarını korumak adına Yeni Osmanlıcı İttihatçı güçlerle ittifaka girdi. Kör topal yürüyen Çözüm Süreci, Kürtlerin Kuzey’de ve Rojava’da kadın eşitlikçi seküler bir güç olarak Yeni Osmanlıcı İhvan Cumhuriyeti önünde bir engel görüldü.

 2013 Mayıs sonunda başlayan Türkiye tarihindeki en demokratik, en çoğulcu, en renkli Gezi Eylemleri terörize edildi. 

Ancak Cemaat’le mücadele daha elzemdi.

2014 yılı Cemaat’le mücadele içinde geçti. Erdoğan hem bu sebeple hem de kurduğu yeni ittifak gereği Çözüm Süreci’nde deyim yerindeyse ayak sürüdü. Erdoğan,  büyük çabalar ve fedakarlıklar sonucu 28 Şubat 2015 tarihinde HDP’li vekiller ve Hükümet üyelerince açıklanan Dolmabahçe Mutabakatı’nı 22 Mart 2015’te tanımadığını, doğru bulmadığını, yine 15 Mart 2015 Balıkesir konuşmasında Kürt sorunu olmadığını açıklayıp benimsediği çizgiyi açık etti. 

7 Haziran 2015 seçimleri bir dönüm noktası oldu. Erdoğan, seçim yenilgisini kabullenmedi. 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı, 22 Temmuz 2015 tarihinde Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi, ardından bitirilen   Çözüm Süreci, Kandil’e hava hareketi, 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamı, 1 Kasım 2015 seçimleri ve tekrar AKP iktidarı. Bitirilen Çözüm Süreci’ne yanıt olarak izlenen politikalar ve sonuçları: “Devrimci Halk Savaşı, Özyönetim Direnişleri”; yakılıp yıkılan Sur, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Varto, Yüksekova, İdil…

Sonuç olarak  2017 Anayasa Referandumu ile resmen sona eren Kemalist Cumhuriyet yerine inşa edilmek istenen Müslüman Kardeşler Cumhuriyeti önünde engel olarak demokrasi güçleri ve Kürtler kaldı. 

“Allah’ın lütfu” 15 Temmuz 2016 darbesi bahane edilerek demokrasi güçleri ve Kürt hareketi hedef alındı. Demokratik siyaset alanı neredeyse tümüyle yok edildi. Cezaevine tıkılan ve düşman hukuku uygulanan gazeteciler, aydınlar, yazarlar, sivil toplum temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler… 

Şimdi son aşamaya geçiliyor: Müslüman Kardeşler Cumhuriyeti’ni kurumsallaştırmak, kalıcılaştırmak. Bunun için 15 Temmuz darbesi gibi bir kaos durumuna ihtiyaç var. Bunu da Rojava ile savaş sağlayabilir. CHP ve seküler Türkler  engeli de bu süreçte aşılacak.

‘”İçimiz yana yana tezkereye ‘evet’ diyeceğiz.” diyen Kılıçdaroğlu’na hatırlatırız. Devlet artık bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti değil, ordu bildiğiniz Kemalist ordu değil, polis bildiğiniz devletin polisi değil, parti devletinin polisi. MİT öyle, yargı öyle…

Bunları anlamanız için umarım çok geç olmaz.