Ali Yıldırım : İtibar kayden ülke ve itibar kaybeden iktidar

Bir devletin yıkılması, başarısız yönetimlerin kısa vadeli düşünerek her yolu denemesi sonucu gerçekleşir. Oysa ki başarılı yönetimler her yolu değil; bildiği, tecrübe ettiği yolu deneyeceklerini bilir. 

Buna karşın seninle mücadele içinde olan devletler, sorunların çözümünde başvurduğun yolların neler olduğunu merak eder, bunu aleyhine çevirecek sonuçlar üretir. Tarih dediğimiz şey de aslında, rekabet eden devletlerin birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çözüm odaklı deneme yöntemlerini belirleme ve buna göre taraf alma sahasıdır. 

Ayrıca,  tarih alanını değerli kılan önemli bir etkendir bu.

Eğer her yolu deniyorsan çıkmazdasın. Eğer tecrübe ettiğin yolu deniyorsan bir planın var demektir. Bu cümlede görmemiz gereken şey büyük devlet olma ya da kaderine razı olma durumudur. Bununla ilgili, yıkılan ya da tarih sahnesinde hep sömürulmeye mahkum olan yüzlerce devlet örneği verilebilir. 

Tam tersi, bildiği tecrübe ettiği ve her defasında sonuç aldığı yoldan bugünün sömüren ve dünyaya hükmeden devlet örneklerini hep birlikte yaşıyoruz.

Asıl konumuz olan 600 yıllık bir geçmişe ve uzun süre dünyaya hükmetmesine karşın duraklamadan itibaren yanlış politikalarda ısrarcı olma, kurtuluşu için kendisine her yolu mübah görme politikalarından kaynaklı yıkılan devletler arasında önemli bir örnek olan Osmanlı Devleti’dir. Buna bağlı olarak da Osmanlı Devleti’nin biricik sonucu olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Elbette ilintili ya da ilintisiz bir çok sebep ortaya konulabilir, bununla ilgili ciltler dolusu kitap yazilabilir ama biz yalnızca bir kaç iç ve dış neden üzerinde durarak durumu ortaya koymaya çalışacağız.

Osmanlı Devleti yıkılmasına yakın bir zaman kala itibarsızlaştı. Saray kadınları, ulema sınıfı, yeni çeriler, ordu içindeki çekişmeler, halk isyanları vb. durumlar ile içeride itibar kaybetti.

Dış politikadaki başarısızlıklar ve kaybedilen topraklar da itibarını dışarda zedeleyen durumlar olarak karşımıza çıkar.

Yukarıda bahsettiğimiz bir devletin yıkılmasını hızlandıran her yolu denemeye girişme hatası Osmanlı Devleti’nin elzem hatası olarak görülebilir.

Tecrübe ve akıldan yoksun denemelerin neticesi Osmanlı Devleti fiilen bölünmüş, netice olarak toprak kayıpları ve sonucunda yıkılmaya sürüklenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin arka kapağındaki özeti gibidir.

Avrupa ülkeleri ile Ortadoğu coğrafyası deyim yerinde ise Osmanlı Devleti’nin romanını defalarca okuyup yorumlamıştır. Hatta beğenmedikleri yerleri kendileri değiştirme cüretinde dahi bulunmuşlardır.

Onlar için Osmanlı’nn özeti mahiyetine sahip olan Türkiye Cumhuriyeti’ni ellerinde tutmak için Osmanlı’nın son dönemlerinden aldıkları cüretle kuruluşundan itibaren birçok mudahalede bulunmuşlardır.

Nasıl olsa neyin ne zaman olacağını biliyorlardı. Osmanlıya ne zaman dost ne zaman düşman olacakları hafızalarına kazılıdır.

Asla rehavete kapılıp düşmanlıklarını belli etmezler. Yüzüne gülecekleri zaman ile sert görünecekleri zamanlar önceden hesaplanmıştır.

Onlar Osmanlı’nın bütün padişahlarını denediler. Kim sert, kim kurnaz, kim zayıf kim rehavete kapılır, kimi nefsine, kimi hevesine düşkündür bunları öğrendiler.

Türkiye’nin kuruluşundan itibaren bütün iktidarlarına bakın. Onlar için her hükümet, bir padişahı ve dönemini temsil eder.

Genç Osman’ı, Jön Türkleri, IV. Murat’ı, Sultan Süleyman’ı, Yıldırım Beyazıt’ı; illaki Osmanlı sonrası Türkiye’sinde bunların taklitçileri olacaktır.

Hiç birinin aslı yok ama fotokopileri var. Hayranları, hayallerini gerçekleştirmek isteyenler var. Onlar gibi değil, onlar gibi olmaya çalışan yöneticiler var.

600 yıldan fazla dünyada hüküm sürmüş, onlarca devletle mücadele etmiş, 3 kıtada bayrağını dalgalandırmış, nice savaşlar kazanmış, nice topraklar fethetmiş bir Osmanlı’dan geriye  Türkiye Cumhuriyeti kaldı. Ve şimdi aynı yönetimlerle farklı isim altında farklı yerlerde ülke yönetenler buradaki gerileme dönemlerini de görmeye başladılar.

Dün ülkeye dost olanlar, bugün farklı arayışlar içindeler. Çünkü yarını biliyorlar. Türkiye’yi nasıl bir ateşin içine kısa sürede çekeceklerinii biliyorlar.

Türkiye şimdi Osmanlı’nın son demleri gibidir…

İtibar kaybeden bir iktidar, ülke yönetiminde kötü gidişata dur demek için her yola başvuruyor.

Eğer iyi bir yönetim olursa her yolu değil, devlet geleneğinin dayandığı tecrübelerle edindikleri yolu denerler ve sonuç alırlar. Ama yönetim kötü; devlet geçmişinin tecrübe geleneği yoksa o vakit, romanımızı yazanlar için özetin tozunu alma dönemidir.

Devletlerin yönetimindeki geleneklerin hükümetlerde değişmemesi gerekir.

Rusya, 1500’lü yıllarda sıcak denizlere inmek isterken bugün Putin’i ben sıcak denizlere inmek istemiyorum diyemez.

  1. Dünya Savaşı’nda yerle bir edilen Almanya, kendisini o duruma düşüren ülkelere ebedi bir küskünlük ve düşmanlık içine giremez.

Devlet aklı bunlara izin veremez.

Devlet aklı bir kişinin duygusu ile hareket etmez. Devleti yöneten başkanın öfkesi, heyecanı devlet ilişkilerinde geçerli olamıyor.

Bu gelenekten gelen devletlerin gelişmişlik seviyesi ve refahı yüksektir.

Bu ülkelerin geleceklerini başka ülkeler belirleyemez. Kendi kararlarını verirken dayandıkları geçmişleri, devletlerinin çıkarları ve ortak akılları vardır.

Bu durum Türkiye Rus uçağını düşürürken de böyleydi, Türkiye Almanya’ya ahkâm kesip “Ey Almanya” dediği zamanda böyleydi. Çünkü devletler ülke yönetimine kişisel sorunmuş gibi bakmıyor. Ülke çıkarları neyi gerektiriyorsa öyle hareket edilir.

Devlet aklı her öfkelenmez, heyecanlanmaz, duygu ile hareket etmez.

Osmanlı devletinin zaaflarını kendi devlet geleneklerinde tecrübe edenler bu günün Türkiye’sini Osmanlı devletinin romanı olarak görüyor.

Romanı da hep beraber yazdılar. Romanın kahramanları özetinde farklılık göstermez.

Osmanlıyı bir film gibi gören devletimizin yöneticileri her izlediklerinde yeni kahramanlıklar bekliyor.

Diriliş Ertuğrul’u izleyen ahalimiz gibi ellerinde kılıçlar, baltalar, oklarla asıp kesmeyi bekliyor.

Osmanlıdan duygusal kopuş olmadığı gibi yönetimsel hatalarını da tekrar etmekte ısrar ediyoruz.

Sanki Suriye Osmanlı toprağıymış, ve Esed Ankara tarafından atanmış valisiymiş gibi Suriye politikası yürütülüyor.

Erbil bizim toprağımızmış gibi davranıyoruz. Avusturya’nın Viyana’yı tekrar kuşatacağımızdan korktuğunu sanıyoruz.

Belki de bizim böyle düşündüğümüzü bildikleri için enerjide, teknolojide dışa bağımlıyız.

Göbeğimizin bağını gür sesimizle keseceğimizi sanıyoruz. Dış ülkelerden aldığımız silahlarla onlara tehdit olacağımızı sanıyoruz.

Hala farkına varamadık, Rusya’nın, Almanya’nın, ABD’nin, Fransa’nın ya da İngiltere’nin çıkarları kadar dostuyuz.

Hala Farkına varamadık, din kardeşimiz Suudi Arabistan’ın dahi din kardeşi de yoktur. Arap kardeşi de yoktur, onlar için ülkelerinin çıkarları Yemen’in, Filistin’in Müslüman olmasından daha önemli, açlıklarından daha önemli, Mescidi-i Aksanın Müslümanların elinden olmasından daha önemli.

Mevcut hükümetimiz Abdülhamit Han’ın devamını oynaması Osmanlının yıkılışını önlemeyeceği gibi, kendini Kanuni Süleyman’ın devamı olarak görse de yükselişi olamayacaktır.

Bu algıdan, bu düşünceden ne zaman vazgeçersek işte o zaman başkalarının yazdığı roman olmaktan çıkarız.

İktidarlar itibar kaybettiği zaman devletin itibar kaybetmemesi gerekir. İktidarlar bitince devletin bitmeyeceğini bilmemiz gerekir…

/Konuk Yazar /