Azad Aslan: Mikroçipler ve Yeni Dünya Düzeni -II

İlk bölümde Mikroçip teknolojisine giriş niteliğinde bilgilendirmede yapmıştım. Bugün daha çok kullanım amacı ve yürütülen çalışmaları ele alacağım. Kamuoyuna sunulan bu teknolojik yeniliklerin yeni gelişmeler olduğunu söylemek insanların zekasıyla alay etmek olur.

Bir çoğunuzun da bildiği gibi tüm teknolojik gelişmeler bir amaç dahilinde aşamalı olarak topluma sunulmaktadır. İnternetin ortaya çıkışı ve kullandığımız cep telefonları ve yazımızın konusu olan mikroçiplerin cok uzun bir geçmişi var.

Hakim medya bizleri mikroçiplenmeye teşvik ederken, kullandıkları en güçlü argüman insan hayatına saglayacağı kolaylik ve güvenlik hissi. Bu vurgular yani hayatın kolaylaştırılması ve güvenlik günümüz yaşam tarzında önemli parametrelerdir. Eğer ki çip takılıysa kişisel verlileriniz güvendedir, kimse onlara ulaşamaz, veya heckleyemez. Arabanizi kimse açamaz, evinize giremezler, güvenli dosyalarınıza, fotolarınıza, videolarınıza ulaşamazlar.Cebinizde kartlar, kimlikler taşımak zorunda olmayacaksınız…

Toplumsal dürtü her teknolojik gelişmeden hızlı bir şekilde yararlanmayı esas almaktadır. Mikroçip teknolojisinin zararları konusunda toplumu bilgilendirmedikleri sürece her yeni teknolojiyi isteme duygusu her zaman önde olacaktır. Ne yazik ki interneti açıp bu teknolojinin insanın biyolojik, fiziksel, ruhsal ve sosyal yapısına ne gibi zararları olduğunu araştırmak istediğimizde araştırmaların ve bilimsel bilgilerin sınırlı sayıda olduğunu gördüm.

Bu mikroçiplerin insan biyolojik yapısına zararlarının olmadığından mı kaynaklanıyor, yoksa gerçek sansüre mi uğruyor, ben bunun yorumunu sizlere bırakmakla birlikte, bu konu hakkında naçizane düşüncelerimi yazı boyunca aralıklarla dile getireceğim. Çok az da olsa dürüst araştırmacı ve bazı bilim adamları mikroçip teknolojisinin zararları konusunda bazı bilgileri kamuoyu ile paylaşıyorlar…

Bunlardan biri de Finlandiyalı araştırmacı Rauni-Leena-Kilde; insanları denetleme, konrol ve yönlendirme üzere mikroçiplerin potansiyelleri üzerine araştırma yapmış.

Kısaca şöyle özetliyor.

Her bir düşünce, reaksiyon, işitsel ve görsel gözlem, beyinde ve elektromanyetik alanda düşünceler , sesler veya resimler olarak deşifre edilen, belirli bir nörolojik potansiyel tepki, bir motif yaratır. Elektromanyetik koşullanma ile kişinin beyin dalgalarında degişiklikler olur ve bu kas faaliyetlerini etkiler. Mikroçipler bir arayüzdür, yani insan beden bilgisayari ile herhangi bir merkezdeki bilgisayardan bu çipler aracılığıyla müdahele edilebilinir. Bunu şu şekilde örneklendirirsek; beyinin dışarıdan algıladığı elektriksel titreşim sinyalleri deşifre edilerek duyu organlarımıza aktarılır.

Uzaktan gelen bir havlama sesinin köpeğe ait oldugunu bilmemizi sağlayan şey beyine ulaşan bu elektriksel dalgaların beyin tarafindan deşifre edilip 5 duyu organlarına birine aktarılma sürecidir. Bu sürec milisaniyeler ölçegindedir. Bununla birlikte çip teknolojisine bağlı olarak zihin kontrol teknikleri, düşünce okuma telepatik iletişim gibi konularda DARPA’nin (Savunma ileri Araştırma Projeleri Ajansi) çalışmalarını ve gelinen aşamayı da yazının ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı değineceğim.

Ulusal Güvenlik Ajansı’nın ( NSA) elektronik gözetleme sistemi, sürekli olarak milyonlarca kişiyi izleyebilir. Tıpkı herkesin parmak izinin farkli olması gibi, hepimizin beyninde özel bir biyoelektriksel rezonans farkı vardır. (Rezonans: Belirli bir frekansta titreşen bir sistemin, aynı frekanstaki dış titreşimin tesirinde kalarak yüsek gerginlikle titreşmesi olayıdır.)

Rezonans sırasında uygulanan kuvvet sürekli olursa bu halihazirda titreşen sistem için tehlikeli olabilir. Bu bir köprü ise yıkılabilir. Tarihte rezonans sonucu yıkılan köprü örnekleri çoktur. Bunlardan biri Fransa’da yaşanmıştır. Seine nehri üzerinde bulunan bir asma köprüden uygun adımlarla geçen askerler köprüyü titreştirmeye baslamış ve köprü titreşim frekansi ile askerlerin adimlarının vuruş kuvveti uygun düşünce köprü yıkılmış, askerler suya düşmüştür. Bu örnek rezonansın anlaşılmasi için iyi bir örnektir.

Amerikan Gıda ve İlac Dairesi (FDA) 2004 te VeriChip adlı bu etikete onay verdi. 2010 yılına kadar bu isimle üretimine devam edilen bu ürün döneminde yoğun tartışmalar yaşandı.

FDA’nın mikroçip implantına verdiği onayın ardından antiçip grupları, kişisel gizlilik taraftarları, çip karşıtı gösteriler düzenledi. FDA onayından sonra ortaya çıkan fare deneyleri (RFID – Radio Frequency Identification—Radyo Frekanslı Tanımlama. Radyo dalgaları kullanılarak taşınan verinin kontrolü sağlanmış çalışma ortamında bilgiye dönüşmesidir.RFID teknolojisi canlı veya cansız tüm nesnelerin takibinde kullanılır.)

Mikroçiplerin farelerde kansere yol actığınnı iddia ediyor ve FDA’ yı bunu gözardı etmekle suçluyordu. Bunun yanısıra VeriChip savunucuları insanların farelere göre kansere daha dirençli olduğunu söylüyordu. Yani şunu demek istiyorlardı; insanların bağışıklık sistemi farelere oranla daha güçlü. İnsanlığın güçlü bir bağışıklık sistemi var, daha doğrusu vardı. Hayatımıza giren GDO’lu ürünler ve radyoaktif kimyasallara kadar.

Tüm bu kimyasal biyolojik müdahaleler bağılıklık sistemimizi gittikçe zayıf düşürüyor.  Bununla birlikte savunulan bu tezin ne kadar gercekçi olduğunu anlayabilmek için bahsedilen kanser hastalığının ortaya çıkma ve çeşitliliğinin nedenlerinin iyice bir araştırılmasını öneririm. Çağımızın hastalığı , kanserin çıkış sebepleri içerisinde radyoaktif kimyasal ve elektromaynetik etkileşimler önemli bir yer tutmaktadır. Bu konuda internette yeteri derecede kaynak mevcuttur. Bütün bunlara bir de Mikroçip implantları da eklendi. Alıcı-verici konumundaki cihazlar.

Günümüz Dünyasi bu bilimsel teknolojik gelişmeler ışığında ilerliyor. Akıl almaz hızda yaşanan bu gelişmelerin sağladığı kolaylık imkan ve olanaklar bizleri toplumsal olarak başka bir seviyeye taşıyor. Evren ve gizemli gerçekliği bir sır olmaktan çıkıyor . Hergün yeni gezegenler keşfediyoruz. Uzayda artık kalıcıyız. Çok yakın bir zamanda bize yakın gezegenlerde yeni koloniler kuracağız. Teknolojik gelişim olağanüstü ama toplumsal yaşam standartları ve toplumsal bilinc ve ahlak acaba aynı paralelde gelişim gösteriyor mu?Asıl ilgilenmemiz gereken konu bu olmasına rağmen toplumsal reflekslerin bu konuda çok zayıf olduğunu kabul etmek gerekir.

Toplumsal duyarlılığın bu konularda gelişmemesinin birçok nedeni var tabi ki, belki başka yazıların konusu olabilir ama ben yine de üçüncü bölümde kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Gelecek bölümde mikroçip ve zihin kontrolü üzerine yapılan araştırma ve sonuçları ile, kendi çapımızda insanlığın paradigma sorunları üzerine görüşlerim olacak.Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi yorumlar bölümünde paylaşabilirsiniz.

Görüşmek üzere…

 

Kaynaklar (DARPA Arsiv, Focus,History Channel, Associated Press, antimikrochip.org.D.Icke, Akademya)