Demir Çelik: Devletsizlik Kürtlere Kaybettirmeye Devam Ediyor!

Yüz yıl önce öndersiz, dört parça Kürdistanlı’yı harekete geçiren bir öncü gücün olmaması nedeni ile Kürtler kaybetti. Ulus devletlerin oluşum sürecinde uluslaşma sürecini tamamlayamadığı için devlet sahibi olamadı Kürtler.

Devletsiz kalan Kürtler Arap, Fars ve Türk egemenlerince payedildi, soykırım ve katliamlardan geçirildi. Asimilasyon, inkar ve imha konsepti kesilmeden devam ediyor. Türkiye,Irak,İran ve Suriye devletleri Kürt ve Kürdistan karşısında antlaşmalar imzalamış, paktlar ve ittifaklar düzenlemiş, Kürtlere karşı savaşlarında birbirlerine destek olmuşlardır. 

Yüzyıldır bu stratejilerini değiştirmeden sürdürmektedirler. Suriye’nin toprağı olmasına rağmen Cerablus, Azez ve Babb’ a Türkiye’nin girişine Suriye bu strateji nedeniyle sessiz kalmış, Afrin işgaline Rusya onay vermiş, ABD sessiz kalırken, Suriye kılını bile kıpırdatmamıştır.

Bugün aynı senaryo Rojava’da uygulanmak istenmektedir. 

Türkiye’nin Başur ve Rojava’yı işgal ve ilhak etmek istediği bilinen bir durumdur. Birinci Körfez Savaşı esnasında Özal bu heveslerini sıkça dile getirmekteydi.

30 Ekim 2014 tarihli MGK, yüzyıllık jeo- stratejiyi güncellemiş, Kürdistan’ı ilhak etme, Kürt Özgürlük hareketini askeri alanda yenilgiye uğratma, demokratik siyaseti tasfiye etme kararını almıştı. 

Bu kararlarını NATO üyesi ülke olmanın, AB üyesi ve ABD’ nin müttefiki olmanın avantajlarıyla kolayca hayata geçirebileceklerini öngörüyorlardı.

Uluslararası ilişkilerinin bu avantajları yanı sıra devletçi sistemin çıkara dayalı uluslararası ilişkiler sahibi olması, BM’nin meşruiyetini yitiren pozisyonu üzerinde etkili olabileceğini düşünerek hareket ediyordu Türkiye. 

Bu özgüvenle İŞİD, El KAİDE ve El Nusra başta olmak üzere cihadist barbarları örgütlemiş, onları Kobani’de Kürtlerin üzerine saldırtarak, Rojava ve Kürdistan davasını orada bitirmek istemişti. 

Ancak YPG ve YPJ’ nin destansı mücadelesi ile bu heves kursağında kalmıştı. 

Fakat tarihi yenilgisine rağmen Kürdistan’ı işgal ve ilhaktan asla vazgeçmedi. Rusya’nın sıcak denizlere inme stratejisini bildiğinden onun gücüne sığınan, ABD’ nin emperyal yayılmacılığının bayraktarlığını yaparak, NATO üyesi olmanın teknolojik avantajlarıyla kimsesiz ve devletsiz Kürtleri ezmek, Kürdistan hülyamızı ötelemek ve karartmanın kararlığı içindedir Türkiye. 

Bu emperyal heveslerini gizlemek için YPG ve YPJ’nin terör örgütleri olduğu yalanına sığınmaktadır. Halbuki vahşi barbar İŞİD’e karşı dünya susmuşken göğüs gerip, mücadele eden YPG ve YPJ içindeki oğullarımız ve kızlarımızdı.

Barbarlığa karşı uygarlığı, Faşizme karşı demokrasi mücadelesini veren, demokratik ulus perspektifi ile insanlığa umut olan, insanlığın evrensel değerlerini bayraklaştıranlar bugün yalnız başlarına bırakılmak isteniyor. 

Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri kalmayan devletçi sistem ve onun üç maymunları oynayan BM savaşa hayır diyemiyor, yaşanacak olan Kürt soykırımına bilerek ve isteyerek alan açıyorlar. Savaşa ve cihadist saldırganlara karşı oluşturulan Koalisyon Güçleri hiçbir şey olmamış gibi sahayı ve alanı terk ediyor. 

Sözde bağımsız olduğunu söyleyen Suriye Türkiye’nin girmek istediği Rojava sanki kendi toprağı değilmiş gibi ellerini ovuşturarak olacakları bekliyor. 

Rusya, ABD, Fransa, Almanya,İngiltere sözkonusu Kürt kıyımı ve Kürt soykırımı olunca bizi ilgilendirmez diyebiliyor, soykırıma alan açıyorlar. 

Dünya kapitalist emperyalist devletçi sistem bir olmuş, devletsiz Kürtleri yeniden pay etmenin, kimliksiz ve statüsüz bırakmanın kararı içindedirler. Sömürgeciliğe, ilhak ve işgale karşı biz Kürtler ve onların dostları bu paylaşım savaşını oturduğumuz yerden seyirmi edeceğiz? 

 Hayır söz konusu bu emperyalist saldırganlığa karşı dört parça Kürdistanlı’nın ayağa kalkmasının zamanıdır. Kürdistan statüsü, Kürt kimliği ve geleceğimiz için dayanışmanın, birlikte mücadelenin günüdür.

Soykırım temelinde topyekün saldırı karşısında hep birlikte topyekün direnme günüdür. Bu nedenle siyasal, sosyal, kültürel ve diplomatik tüm alanları Kürdistan Statüsü için değerlendirmek bugünün en temel görevi olmaktadır. Bunun için durmanın değil bir an evvel harekete geçmenin, mücadeleyi örgütlemenin zamanıdır.