Eyüp Ensari : Ahmet Hakan ve küçük bir terbiye risalesi

Ahmet Hakan, gündem olmak isteyen bunun için de kalemini kullanmaktan çekinmeyen bir adamdır. Yazar değildir ama, “benim de bir köşem var” diye naralar atılan bu ülkede sahibinin sesi bir edayla o da köşe yazarı olmuştur.

Onu önce İslamcı çevrede gördük, Ali Kırca’nın hakkıyla yaptığı Siyaset Meydanı adlı programın popülist sağ versiyonuyla dikkat çekti, sonra aynı yayın gurubunun gazetelerinde boy gösterdi. Gösterdi diyorum ama burada bir kasıt vardır; çünkü gösterdi, kendini bir sergileme biçimidir ve bunun eğer edebiyle yaparsan, bu sanattır ama başkasını kullanarak yaparsan, bu bir ahlak meselesi olur, terbiye; yani, atadan, dededen bize kalan…

Tersiye batı da ev ve okul arasında oluşur.

Doğuda ise bunun zuhur ettiği yer, ailedir, bu yüzden aile terbiyesi diye bir şey vardır; oturmak, kalkmak, konuşmak, yemek içmek bu terbiyeye bağladır. İlk duygular, ilk düşünceler bu terbiye etrafında şekillenir; çünkü terbiye ihtiraslarımızı kontrol eder, kinlerimizi gömer ve bunu yapabilen kişi, başkasını yermez, başkasını geçmez, başkasından bir sözüm fazla olsun diye çırpınmaz ve sırf ondan söz edecekler diye gidip temiz su kenarında pislemez, tek derdi vardır- eğer yazarsa, eğer sahici bir gazeteci ve eğer gerçekten, ahlak ve siyaset bilinci varsa, kendini yenmeye çalışır. Ama ahlak dersi vermeye çalışan; kendini yetenekli, alim zanneden kimseler, bilinir ki iki yüzlüdürler… Ahmet Hakan iki yüzlü müdür? Hayır değildir, tek bir yüzünü görüyoruz şimdilik…  

Son birkaç gündür, Öcalan’ın “ben kendime güveniyorum, bu sorunu bir haftada çözerim” demesiyle Ahmet Hakan’ın ortaya çıkması ve kendini sergilemesi bir oldu. Şöyle dedi Ahmet Hakan, “Sen ancak Posta Gazetesi’nin bulmacasını çözersin.” Bu bir Öcalan eleştirisi midir, bu bir lakırdı mı, yoksa bu bir kendini gösterme midir? Cümlelere bakıyorum, kasıtlara bakıyorum; Posta Gazetesi; bu gazetenin tek bir özelliği var, o da muhalif olmasıdır. İkincisi, bulmaca! Üçünücüsü, Kürt sorunu ve Öcalan’ın ben çözerim, kendime güveniyorum ifadesi. 

Bir gazete istediklerimizi yansıtmıyor diye kötü, istediklerimizi yansıtıyor diye iyi olabilir mi? Elbette ki hayır ama bir gazeteye göre, gard almak bir fikir midir? Hayır. Burada, kasıt benim gazetem iyidir, benim fikirlerim doğrudur… Ben, diyen bu anlayış nedir? Mikro faşizm! Mahalledeki karşılığı, ukaladır. Meclis’teki karşılığı, ben iktidarımdır. Sokaktaki karşılığı, laubalidir. Ama birileri diyebilir, böyle birine niçin kulak veriyorsun, okuma! Evet, maalesef haklıdırlar! İkincisi bulmaca!

Bulmaca küçümsenir mi? Hem kim bulmaca çözmüyor. Bulmaca, zekadır. Zamanı, zekice kullanmadır ama Ahmet Hakan, bulmaca çözmeyi de hafife alıyor. Ahmet Hakan’ın önüne bir bulmaca koyalım, önüne büyük bir ansiklopedi de koyalım ama yine bulmaca çözecek bir zeka da değildir. Posta’nın bulmacasını çözmüyor Hakan, verelim onun Hürriyet’in bulmacasını, çözebilir mi? Bulmaca yapan kimselere de burada ayrı bir haksızlık, aleni bir küstahlık vardır. Gazetelerde bilirim, en zor şey bulmaca yapan arkadaşlarındır.

Kültür, sanat, siyaset, spor dünyasını, yani bir gazeteyi bir güne sığdırırlar. Ama, şimdi bilmediğin kelime ve kavramları google yaparak bulma var; Hakan, oradan çözüyor bulmacaları ve meseleleri…  Üçüncü gösterge Öcalan. Ahmet Hakan, her şeyi biliyor! Ama tarih bilmiyor, Öcalan kırk yıldır, politika üretiyor… 

Hakan’ın amacı bir sorunu dile getirmek mi? Amacı Kürt sorunuyla ilgili fikir beyan etmek midir, yoksa, külhanbeyi diliyle, olması muhtemel bir açılımın önünü kesmek midir?

Öcalan’la sekiz yıldır, sağlıklı bir avukat görüşü yapılmıyordu ve son dört yıldır da görüşmeler tıkanmıştı. Öcalan’la görüşme, açlık grevleriyle birlikte tekrar gündeme geldi ve Öcalan, Türkiye’yi bir felaketten kurtardı. Buna rağmen açlık grevinin bedeli ağır oldu, insanlar günlerce aç kaldı, kendini yaktı. Bu da Öcalan’ın ne söylediğinin doğru anlaşılmasıyla gerçekleşti.

Ama bunun yanında Öcalan’la yapılan görüşmelerde en büyük sorun, Suriye oldu ve Kürtlere şu söylendi, Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alın. Son bir aydır da Türkiye’de az da olsa, bir çözüm, bir barış tartışılıyor.

Barış, çözüm… Bunlar kötü şeyler mi? Bunları söyleyen bir kimse, bulmaca mı çözüyor… Ciddi meseleleri, böyle lakayt bir dille ifade etmek, erdem mi? Hakan, seçimlerin acısını çıkartmaya çalışıyor. Gazetecinin işi tarafsızlıktır; aile içinde terbiye ne ise, meslekte tarafsızlık da odur. Ahmet Hakan, Öcalan’ın PKK’ye söz geçiremeyeceğini ifade ediyor ve daha sonra, Sezai Temelli ve HDP’ye… Öcalan’ın mektubu ayan beyan açıktı ve Kürtlere adeta şu söyleniyordu, kendiniz bir güçsünüz… Öcalan, bu gücün okunu bir partiye doğrulmuyordu. Doğrudan kendi kitlesine söylüyordu. Ama, medya- özellikle bir takım medya, sabahlara kadar Öcalan’ın sözlerini lehine çevirmek istedi. Devlet Bahçeli şunu söyledi: Öcalan’ı dinlemiyorlar. 

Bir gece, sabaha kadar Öcalan sözü dinlenilmesi gereken biriydi ama seçim sürecinden sonra, Öcalan yine terörist, yine “bulmaca” çözen bir adama döndü. Kürtler, iktidarın işine yaradıkları gün kahraman, bir sonraki gün terörist olmaya zaten alışmıştılar ve sadece güldüler. Hiç kimse gocunmasın, buraya da not düşüyorum, bundan sonra Kürtleri yanına almayan hiçbir parti parti değildir, güç değildir. CHP, eğer Kürtler destek veremeseler Türkiye’nin ikinci partisi olmaya yazgılıdır; AKP, eğer Kürtlere meyil etmese Türkiye’nin ikinci partisidir. Yarın devran döner ve Ahmet Hakan’ın patronu bir yazı ister, der ki, yaz oğlum, “ Öcalan, bu memleketin kilididir.” Ahmet Hakan, bunu da yazar.      

/Nupel/