Günay Aslan : Türkçüler çatışmasında Kürtler 

Türk uluslaşması ve çağdaşlaşması üzerine araştırmalar yapan toplumbilimci Niyazi Berkes, ‘Türk adında ne bir ırk ne de ümmet vardır; sadece dili Türkçe olan çok sayıda kavim vardır‘ diyor.

Berkes, Türk uluslaşmasının geçmişinin ‘Batı medeniyeti içinde‘  aranması gerektiğini söylüyor.

Araştırmalarlar da zaten Türk uluslaşmasının (siyasal Türkçülük) geçmişi 150, bilemediniz 200  yıldan geriye gitmediğini gösteriyor.

Onu piyasaya sürenin de İngilizler olduğu biliniyor!

Araştırmacı-yazar İbrahim Bahadır, Türk Ulusunun İnşası (Kalan Yayıncılık) adlı eserinde bunu ayrıntılarıyla anlatıyor. 

Rusya’nın 1800’lü yıllarda Orta Asya’ya yayılmaya başlaması Hindistan’ı işgal altında tutan İngiltere‘yi tedirgin ediyor. İngiltere bu nedenle Osmanlı‘nın kapısını çalıyor ve Sultan Abdülaziz’e Osmanlı‘yla Asya Türklerini birleştirmeyi amaçlayan projeler sunuyor.

Yahudi kökenli, İngiliz ajanı ve Macar vatandaşı olan Arminius Vambery bu projelerin yüklenicisi olarak devreye giriyor. Sultanın fermanıyla Asya’ya giden Vambery orada 4 yıl boyunca ‘Türkler ve Türkçülük üzerine  araştırmalar‘ yapıyor. 

Daha sonra bunları İngilizlerin Budapeşte’de kurdukları üniversitede ‘bilimsel tezler‘ haline getiriyor! 

İngilizlerin siyasal çıkarlarına uygun bir Türkçülük icat eden ve Türkçülük akımının babası sayılan  Vambery, kısa sürede Osmanlı aydınlarını etkisi altına alıyor.

Osmanlı sınırları içinde Türkçülük üzerine ilk çalışmayı yapan Mustafa Celalettin Paşa bunların başında geliyor.

Polonya kökenli ve Leh milliyetçisi olan Celalettin Paşa, Türklerin Avrupalılar gibi ‘beyaz ırktan‘ olduklarını ispatlayan (!) bir kitap yazıyor ve padişaha hediye ediyor. 

Osmanlı’nın Türklük fikrine değer vermemesinden yakınan paşa kitabında bunun doğuracağı sakıncaları anlatıyor! 

Vambery ve Celalettin Paşa’dan sonra bayrağı Ziya Gökalp, Ahmet Vefik Paşa ve Yusuf Akçura gibi  ‘Türkçülük teorisyenleri‘ devralıyor. Türkçülük akımı Osmanlı’da böylece yayılıyor.

Demek istediğim; Türk ulusçuluğu öznel ve nesnel süreçlerin sonucu olarak aşağıdan yukarıya doğru kendi doğal mecrasında gelişmiyor. Buna fırsat verilmiyor. Tersine tepeden inme; yukarıdan aşağıya zorla dayatılan bir proje olarak yayılıyor.

Balkan Savaşı sürecinde projeyi İttihat Ve Terakki Cemiyeti (İTC) yükleniyor. Bu da çok uluslu, çok dinli ve çok kültürlü Osmanlı’da birbiri ardına felaketlerin yaşanmasına neden oluyor.

1’inci Dünya Savaşı öncesinde proje bu kez el değiştiriyor. İngiltere, Fransa ve Rusya’yla birlikte Osmanlı’yı parçalamaya karar veriyor ve onun yollarını ayırıyor. Sıkışan Osmanlı’nın imdadına (!) Almanya yetişiyor.

Almanya ile Osmanlı arasında Berlin-Bağdat demiryolu anlaşması yapılıyor ve bu anlaşma aynı zamanda Rum, Asuri Süryani ve Ermeni soykırımlarına giden yolu açıyor. 

Bu kırımların ardından  Osmanlı yönünü Asya’ya çeviriyor fakat, sonuç tam anlamıyla fiyasko oluyor.

Vambery‘nin ortaya attığı tezlerin doğruluğundan emin  (!) olan İTC , Anadolu’daki halkları tek tek kırımdan geçiriyor ve Asya‘daki Türklerle birleşmeye gidiyor ama, Asya’daki Türkler Osmanlı‘yla değil, Rusya‘yla birleşiyor…

Asya Türkleri yaşadıkları sosyo-ekonomik vd. süreçler farklı olduğu için farklı yöne gidiyor;  Osmanlı’yı değil, Rusya’yı tercih ediyor.

Böylece İngiliz kökenli ‘bilimsel tezlerinin‘ aksine Türk kavramının tarih içinde varolmadığı ortaya çıkıyor ama, bunun ağır faturasını da halklar ödüyor.

Fakat yine de bu ‘çılgın’ projeden vazgeçilmiyor.  

Mustafa Kemal Atatürk İngilizlerin ‘Türkçülük’ projesini, Türk Tarih Tezi haline getiriyor. Böylece çatışma Cumhuriyet’e taşınıyor ve günümüze kadar da geliyor.

Başkaları bir yana bu proje yüzünden Türkler 200 yıla yakındır kendi aralarında çatışıyor. İngiliz imalatı ‘siyasal Türkçülük’ içeride sürekli kriz ve çatışma üretiyor. 

Bu yüzden Türkçe konuşan ‘paralel kavimler‘ (İttihatçı-İslamist ve Kemalist-Laikçi Türkler), ortak değerler etrafında birleşemediği için modern anlamda bir ‘Türk ulusu‘ da inşa edilemiyor. 

Bunun için Türklerin siyasal Türkçülüğün başlangıç noktasına geri dönmeleri, İngiliz projesiyle yüzleşmeleri gerekiyor. Hayat da bunu zorladığı içindir ki Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Türkiye şiddetli bir türbülansa girmiş gibi bunun yarattığı çalkantılarla sarsılıyor.

Öte yandan 100 öncesi bastırılan, yok sayılan, inkar ve imha politikalarına maruz bırakılan Kürtler, 100 yıllık direnişleri sayesinde tarih sahnesine geri dönmüş olduklarından dolayı Türkçüler arasındaki çatışmada ‘stratejik mevzi’ olarak öne çıkıyor.

Kürt meselesinin damgasını vurduğu Türkiye’nin yakın geçmişi bu iki kesiminin başarısız kalmış ve hatta fiyaskoyla sonuçlanmış  ‘Kürtlerle dansına’ tanıklık ediyor.

En son İttihatçı Türkçülüğün samimiyetten ve estetikten yoksun, kötü niyetli dans girişimi bundan 5 yıl önce fiyaskoyla sonuçlandı. 

Tarih şimdi Kemalist-Laikçi Türkçülüğün kurlarına ve ‘yeni dans’ tekliflerine tanıklık ediyor.

Kürtlerin güç dengelerini belirleme durumu iki kesimi de yeni pozisyonlar almaya mecbur ediyor.

İttihatçı Türkçülük kaybettiği Kürtleri güçten düşürmeye çalışıyor. Bunun için bütün cephelerde Kürtlere yükleniyor, bastırmanın, ve biat ettirmenin hesaplarını yapıyor.

Yakın erimde rakibinden esaslı darbeler almış ve ‘altın çağını’ kaybetmiş Kemalist Türkçülük ise Kürtleri yanına almaya, onların gücüne dayanarak iktidara dönmenin yollarını arıyor. 

Devlete egemen olmak isteyen Türkçüler arasındaki güç ve iktidarın mücadelesinin anahtarını elinde tutan Kürtler ise bunların tarihle yüzleşecekleri ve normalleşecekleri günü bekliyor…

Beklentinin gerçekleşmesi zor görünüyor fakat, ülkenin ayakta kalabilmesi, özgürleşmesi ve uygarlık yolunda ilerleyebilmesi için, emperyalizmin Ortadoğu’nun ‘çöpçüsü ve bekçisi’ misyonu biçtiği ‘Siyasal Türkçülüğün’ aşılmasından başka bir yol görünmüyor…

Özcesi; Siyasal Türkçülüğe yol görünüyor. Gecenin en karanlık anında bunu hissetmek de onun yaraladığı ruhlara iyi geliyor…