Hüseyin Yıldız: Sol’un TC’yle ölümcül aşkı

Türkiye sol hareketler üzerine epey yazı ve görsel doküman var. Bunların özgür akıl, bilimsel disiplin içinde hem teorileri hem pratik süreçlerinin masaya yatırılıp tüm boyutlarıyla tartışılmasına ihtiyaç vardır. Kendi aralarındaki tartışmaları da epey bir külliyat oluşturmaktadır. Bu iç tartışmalar, tartışma kültürü ve özgür düşünme çabalarına katkı mı yoksa tarikat olmayı derinleştiren işlev mi görmüştür; ayna tutulması önemlidir.

Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını esas alarak Türk Sol hareketlerinin doğuşunu ve gelişim süreçlerine kısa bir girişle bir başlangıç yapacağım.

Teokratik, istilacı, işgalci bir sistemden oligarşik sisteme(TC) geçiş öyle söylendiği gibi “aydınlanma” değil; bir ‘’aydınlanma’’ dönemine geçilmemiş , özellikle tarihin doğal gelişimine müdahale edilmiş ve büyük tahribatlara neden olmuştur. Bu durumun günümüze kadar etki yapması da tek başına klasik oligarşik karakteriyle açıklamak zordur. Bu nedenle tekçi, inkarcı yaklaşımın soykırıma tekabül eden pratikleri de tüm toplum kesimlerin gelişimi sakatlamış, hastalıklı olmasına neden olmuştur.

Türk sol hareketlerin, oligarşik, tekçi, ırkç, soykırımcı karaktere sahip bir devletin savunucuları olmaları ve bunu da “sol” adına yapıyor olmaları,  geçmiş yüz yılı heba ettiği gibi önümüzdeki süreçte de büyük çatışmalara ve yıkımlara neden olacak sorunlar biriktirmiş oldu.

Solculuk nedir, düşünsel dayanakları ve hangi sosyal, sınıfsal kesimi temsil eder gibi sorulara ortak bir cevaplar vermek zordur. Her kıtada, her bölgede ayrı ayrı özellikler ve teorik referanslar ortaya çıkmıştır. Tıpkı bizdeki çarpıklığa benzer başka yerlerde de benzer ya da değişik nedenlerle kendine özgü çeşitli sol akımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ki aynı zaman ve mekan içinde onlarca farklı sol anlayışlar, fraksiyonlar ortaya çıkmıştır. Modern solu, kategorik olarak kendi içinde en kaba haliyle Sosyal Demokrasi ve Marksist hareketler olarak ayırmak ve değerlendirmek anlaşılması için kolaylık sağlayacaktır.

Sol, düşünsel varlığını ve dayanağını emek ve mülkiyet ilişkiler üzerinde var etmiştir. Kısa ve kabaca şöyle tarif edilebilir: Solculuk; mülkiyet ilişkilerinden sınıflara bölünen kesimler arasındaki aşırı sömürü ve adaletsizliği ortadan kaldırmak, bu amaçla iyileştirme veya var olan sosyal hiyerarşiyi, özel mülkiyeti kaldırmak isteyen ve zenginliğin eşit dağılımını esas alan destekleyen politik hareketlere karşılık gelen bir düşünce akımıdır…

Yukarıda kabaca adlandırdığım Sosyal Demokrasi ve Marksist hareketlerin Türkiye’de çok özel ve özgün süreçlerin parçası olarak geliştiğini rahatlıkla görülebiliyor. Her ne kadar çeşitli evrensel sol kavramları kullansalar da pratikleri ve stratejik ortakları Cumhuriyet’le yaşıt olan TKP ve Cumhuriyetin kurucusu CHP olmuştur..

Osmanlı’nın yıkılması ve Cumhuriyet’in kurulma aşaması toplumsal devrime ya da ileri toplumsal reformlara tekabül eden bir süreç değil, aksine yenilmiş bir İmparatorluğun bakiyesi üzerine eskinin tüm karakteristik özelliklerini devralarak, tek ırkı esas alan ilkel ,ırkçı bir devlet kurulmasıdırı.

Cumhuriyet‘in kurulma aşaması ile Osmanlı devletin iç içe geçmesiyle yarım kalan soykırım ve inkar siyaseti hız kesmeden devam etti. TC‘nin kurulmasından sonra soykırım amaçlı insanlık suçları ve sonuçları, TKP tarafında gerçekleri açıklama yerine ’laiklik, devrimcilik ,aydınlanma, ,ilericilik,anti emperyalist’ değerlendirmelere tabi tutuldu ve böylece  günümüze kadar savunarak işlenen insanlık suçlarına ortak olundu.

Bir yandan Ermeni, Rum soykırımları karartılıyor diğer, taraftan Kürt katliamları, inkarcılığı desteklenerek gerçek olmayan tarihi gerçekmiş gibi toplumlara komünizm adına, sol adına sunuluyor.

20.yüzyılın en popüler düşüncesi olan Sosyalizm Anadolu topraklarında da yeşeriyor. Filizlenen bu düşünce önce Ermeni, Rum aydınları içinde gelişiyor, soykırıma tabi tutulan bu toplumların ilk kurbanları da bu sosyalist çevreler oluyor. Öyle bir TKP ki dizi dizi asılan ve kurşuna dizilen sosyalistleri soykırımcıların ağzıyla değerlendiriyor ve suçluyor. .Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yarım kalmış soykırım siyaseti ustaca yürütülmüş ve dönemin süper gücü haline gelmiş SSCB’de soykırımın bir parçası haline getirilerek mazlum halkların nezdinde telafisi mümkün olmayan suçların işlenmesinde TKP özgün ve özel işlev görmüştür.

Soykırımlara öncülük etmiş CHP ve destekçisi TKP (Türkiye Komünist Partisi) Türkiye sol tarihin mihenk taşları olma özelliğini hala korumaktalar. 1960’lara kadar Türkiye‘nin sanatsal,edebi eserlerin oluşması kültürel birikimin sağlanmasında bu kesimlerin çabaları oldukça önemli bir yer tutar. Sanat ve eğitim çabaları ırkçı, inkarcı sürecin başarısı için ustaca kurgulanmış ve tasarlanmıştır.

1960 -70’lerde „geleneksel „sol’dan kopuş“ yaşandı ve „radikal sol“olarak da adlandırılan yeni bir sol akım ortaya çıktı. Bu akımın ne kadar özgün ne kadar „yeni“ ne kadar eskinin devamı olduğunu bugün bakınca daha iyi anlamak mümkün. Bu „yeni sol“denilen çevreler ana hatlarıyla:YÖN,TİP ve gençlik hareketleri üzerinde ortaya çıkan sol hareketler THKP-C, THKO, TKP/ML gibi örgütlerdir.

Bu Örgütler ana akım „yeni sol’u temsil ederler. Kısa süre içinde bu gruplardan ayrılarak onlarca yeni gruplar doğmuştur. Ama hiçbiri içinden çıktığı hareketi köklü eleştirmemiştir. Yukarda saydığımız çevreler de ne CHP’yi ne deTKP’yi ve tabi TC‘yi köklü eleştirmemiş, bunu yapmamışlardır. Her ne kadar bu hareketlerin doğuşunu „gelenekçi soldan kopuş“ olarak sunsalar da özünde bir değişiklik yoktur. Soykırımcı TC. aklanmış ve suçları gizlenmiştir.

Burada TKP/ML hareketine özel bir yer vermek gerek, TC. ve kurucusu M.Kemal’e önemli eleştiriler yapsa da TC’in işgalci yapısını kavramadığı için Kürdistan şehirlerinde mücadelesini başlatmıştır. Yayınladığı Kürecik raporunda asimilasyona dikkat çekmesine rağmen ,asimilasyonun derinleşmesine katkı sunacak faaliyetlerden vaz geçmemiştir. Diğer sol gruplara göre daha objektif tespitler yapmasına rağmen TCnin Türkçü kimliğinin Dersim’de kök salmasına büyük katkı sunduğunu da görmek gerek.

Özellikle İ.Kaypakkaya’nın ölümünden sonra TKP/ML hareketi Dersim’de CHP’nin bir parçası haline gelmiştir. Kaypakkaya‘nın ölümünden sonra bu TKP/ML hareketi de diğer sol hareketler gibi TC. devletinin savunucusu olmuş ve M.Kemal şahsında soykırımları desteklemiş ve büyük insanlık suçların gün yüzüne çıkmasına engel olmuştur. Devletin Kürt halkına dayattığı soykırımı da izledikleri siyasetleriyle desteklemişlerdir.

Türk Sol hareketlerinin sığ, ırkçı tarihlerini ve gerçekliğini açığa cıkarma, deşifre etme yerine,Türk Sol’unu kendine stratejisine ortak yapan başta PKK olmak üzere değişik Kürt hareketlerin payı da az değildir.

Son dönemlerde Kürdistan meselesinde Türk sol hareketlerinde Marksist yaklaşıma sahip önemli bir kesim ortaya çıksa da bu durum PKK’nin paradigma değişikliği nedeniyle yeteri düzeyde eleştiri ,özeleştiri yapılmamıştır. Bundan uzak durarak PKK’nin ’’demokratik ulus“ paradigmasına paralel düşünce içinde kalmıştır .Bu nedenle TC. tarihine ve Türk sol tarihine köklü eleştiri yapmaları sekteye uğramıştır.

Şu notu düşmekte yarar var.; Yukarıda adı geçen örgüt kadroların tamamı (TKP, Mustafa Suphi’ler dahil) TC devleti tarafından vahşice katledildiler. Ama Türk Sol’u TC’den, M.Kemal’den, CHP’den bir türlü vaz geçmedi. M Kemal’in emriyle Mustafa Suphi’lerin katledilmesi , Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam kararlarının CHP’nin oylarıyla infaz edilmeleri kesin olmasına rağmen…