İlhami Işık : Suriye ve Bir Askeri Diplomasi Hikayesi

Suriye bahsinde aylardır yazılıp, çizilenlere ve resmi ağızlardan yapılan açıklamalara baktığımızda; sanki, her an Suriye’ye yeniden askeri olarak girebileceğimiz algısı yaratılmaya çalışıldığı açıkça görülüyor. 

Resmi olarak söylenenler aşağı yukarı şöyle bir seyir izliyor. “Suriye’de bir güvenlik koridoru oluşturacağız, bir barış koridoru oluşturacağız; eğer ABD sözünde durmazsa bunu tek yönlü olarak hayata geçireceğiz.” 

Bu söylem, görsel ve yazılı medyada da inanılmaz bir karşılık görüyor. Medyanın yazıp söyledikleri ciddiye alınırsa, yapılan askeri yığınak, her an Fırat’ın Doğusuna bir operasyonun olarak yansıyacak gibi bir beklenti yaratıyor.

 Oysa, Suriye ile var olan ilişkilerimizin tarihsel geri planına vakıf olanlar, yaratılmak istenilen bu atmosferin, gerçekte izlenen siyaset ile örtüşmediğini rahatlıkla fark edebilirler. Burada sorulması lazım gelen soru şudur? Acaba gerçekten Suriye’ye girmek diye bir durum söz konusu mu yoksa bu bir askeri diplomasi ve strateji örneği mi?

Bana kalırsa, yıllardır bu meseleyi yakından izleyen biri olarak,  tecrübelerim ABD’nin izni olmadan Fırat’ın Doğusuna bir operasyonun mümkün olmadığını öğretmiştir.  ABD ile sürekli bir diplomasi trafiğinin olduğu doğru; ama bunlar Suriye’ye girmek için koşulların uygun olduğunu göstermiyor. 

Bildiğiniz üzere Türkiye Rus Büyükelçisinin öldürülmesinden sonra Rusya’nın izin vermesiyle Suriye’ye girebildi. Daha önce Suriye’ye girebilmenin koşulları uygun olmamasından dolayı bunu gerçekleştirememiştir. Hava sahasının bir bölümünün Suriye güçlerinin bir bölümünün de Koalisyon güçleri tarafından kapatılmasından ötürü Türkiye ya Rusya ya da ABD’den izin alarak Suriye topraklarına girebilmesi mümkün olmuştur. 

Türkiye’de Hafız Esad’a Öcalan’ın ülkeyi terk etmesi için uyguladığı askeri diplomasiyi artırmış, neredeyse bir savaşın eşiğine gelmişti. Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in araya girmesiyle iki ülke arasında uzlaşıya varılmış Öcalan’ın çıkışına izin verilmiştir.

Bugün Suriye’de uygulanan askeri diplomasi de bundan 20 yıl önce uygulanan diplomasinin farklı bir versiyonudur. Bu diplomasi türü aslında karşıdakini muhattap aldığın anlamına geliyor. 

Karşı tarafın kaç kilometre ileri ya da geri geleceğini talep etmek aslında karşıdakini muhatap kabul etmek anlamına gelmektedir. Karşınızdakine bunu ABD üzerinden dolaylı yoldan iletmeniz de bu gerçeği değiştirmez. 

Türkiye aslında başından beri bir diplomasi yürütüyor. ABD ile bir çatışmadan kaçınıp masada elini güçlendirmek istiyor. Kendisi için asıl tehlike olan Münbiç’e değil de Rus kontrolündeki Afrin’e operasyon yapılması da bunu gösteriyor. 

Zaten ABD ile bir çatışma devletin aklının ucundan dahi geçmiyor, siyasetteki hamasi tutuma rağmen bu konuda ince bir diplomasi söz konusu.

Yani özetle Suriye’de hayatın gerçekleri başka türlü işliyor. Ya Ruslarla beraber hareket edeceksiniz ya da bölgedeki diğer hakim güç olan ABD ile birlikte. Bunun dışında üçüncü bir yol söz konusu değildir. 

Bunu düşündüğümüzde Suriye’de bir savaşın milyonda sıfır bir ihtimal olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Suriye’de diyalog kapısının açılması ve müzakerelerin başlaması son derece önemlidir. 

Şu anda karşı karşıya olduğumuz durum yoğunlaştırılmış bir askeri diplomasiden ibarettir. 

Evet Türkiye güçlü bir ülke; ama koşullar ve gerçeklikler ABD’ye rağmen hatta ABD’ye karşı bir operasyona kesinlikle olanak tanımamaktadır. 

Türkiye’nin ortaya koyduğu gergin tutum pazarlık masasında elini güçlendirmeye yönelik strateji bir tavırdır. Bu iç politikada farklı lanse ediliyor olsa da bir savaşın meydana gelmesi söz konusu değildir.