IŞİD’in köle pazarından kurtarılan Hadiya: Oğlum onların elinde

Hadiya Hussein IŞİD tarafından kaçırıldığında hamileydi. Oğlu D. ve kocası da yanındaydı. Ancak 2014 yılından bu yana onları görmedi. Ezidi bir kadın olarak IŞİD’in elinde çok acı çekti.

Ailesi tarafından kurtarıldıktan sonra da Türkiye’de bulunan iki kardeşini yanına alma mücadelesine girdi, Hussein’le Irak’tan velayet davası için gittiği Kırşehir’de Gazete Duvar’dan Hale Gönültaş konuştu…

Gönültaşın özel haberine göre, Ezidi Hadiya Hussein’in (28) IŞİD tarafından Türkiye’ye kaçırılan ve halen Kırşehir Çocuk Yuvası’nda kalan iki kardeşinin vasiliğini almak için açtığı dava, kardeşlerinin Türkiye’de “mal varlıklarını bulunup bulunmadığının” tespiti için ertelendi.

Konuyla ilgili haber şöyle:

Hadiya sadece kardeşleri A. ve A.’ya kavuşmak için değil, kaçırıldığında altı yaşında olan oğlu, eşi ve küçük erkek kardeşini bulmak için de çabalıyor. Hadiya, oğlunun her gece rüyasına girdiğini anlatırken, “D.’nin, kardeşimin, annem ve babamın bir gün bulunacağına inanıyorum. Eminim çok yakında Ankara’dan Irak’a kardeşlerimle döneceğim. İnanmazsam, umut etmezsem nefes alamam” diyor. Hadiya, IŞİD’in Şengal Katliamı sırasında hamileyken kaçırılmış, iki yıl örgütün elinde kaldıktan sonra “derin internette” kurulan köle pazarında açık artırmada ailesi tarafından satın alınarak özgürlüğüne kavuşturulmuştu.

10 EKİM TARİHİNDE HADİYA’NIN HİKÂYESİNİ DUYURMUŞTUK

Hadiya Hussein’in hikâyesini 10 Ekim tarihinde kaleme almıştık. Hadiya’nın kardeşleri A. ve A., 2017 yılında IŞİD’li bir aile tarafından sınırdan geçirilerek Türkiye’ye sokulmuştu. Çocuklara refakat eden ailenin Türkiye’deki son durağı Kırşehir’di. Kırşehir Emniyeti’nin dikkati sayesinde refakat eden kişinin çocukların ailesi olmadığı anlaşılmış, çocuklar Kırşehir Çocuk Esirgeme Kurumu’na yerleştirilmişti. Güvenlik güçleri eş zamanlı olarak Irak’ın Ankara Büyükelçiliği ile temasa geçmiş, Iraklı yetkililerin çocukların fotoğrafını merkezde ilgili makamlara iletmesiyle Hadiya kardeşlerinin yaşadığından haberdar olmuştu.

SORULACAK: ÇOCUK YURDUNDA KALAN A. VE A.’NIN TÜRKİYE’DE MAL VARLIKLARI VAR MI?

Hadiya’nın kardeşlerinin vasiliğini üstlenmek için avukatı Hilmi Dirican aracılığıyla Kırşehir’de açtığı davanın duruşması iki gün önce görüldü. Diğer duruşmalarda Ankara ve İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda yapılan DNA testlerinde, “anne tarafından soy bağları bulunduğu” onaylanmıştı. Son duruşmada Hadiya’nın “vasilik” talebinin karara bağlanması bekleniyordu. Ancak Kırşehir Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada, kardeşleri A. ve A.’nın Türkiye’de mal varlıklarının bulunup bulunmadığı, daha açık bir anlatımla “eğer çocuk yuvasında kalan A. ve A.’nın üzerine Türkiye’de bir mal varlığı var ise vasiliği üstlendikten sonra Hadiya’nın zenginleşip zenginleşmeyeceğinin” netleştirilmesi istendi.

‘OĞLUMU HER GECE RÜYAMDA GÖRÜYORUM’

Kırşehir Adliyesi’nde duruşma saatini beklerken Hadiya ile yan yanaydık. Yüz yüze ilk kez görüşüyorduk. Çok üzüntülü ve tedirgin görünüyordu. Henüz 28 yaşında ama hüzün, yüzündeki her çizgiyi ortaya çıkarmış. İlk dakikalarda benimle de pek göz teması kurmuyordu. Kısa kısa sohbetlerin ardından bir sessizlik anında elime dokunup cep telefonundaki fotoğrafları göstermek istediğini söyledi. Önce kızı N.’nin, ardından da oğlu D.’nin IŞİD tarafından kaçırılmasından beş altı ay önce çekilen son fotoğrafını gösterdi. Parmaklarını telefon ekranında dolaştırıp, “D.’nin her gece rüyasına girdiğini” söyledi ve devam etti: “D.’nin, eşimin, kayıp kardeşimin, annem ve babamın da bulunacağına inanıyorum. Eminim kısa bir süre sonra Ankara’dan Irak’a kardeşlerimle döneceğim. İnanmazsam, umut etmezsem nefes alamıyorum.”

‘IŞİD KAÇIRDIĞINDA HAMİLEYDİM’

Hadiya’ya eğer anlatmak isterse onu dinlemeye hazır olduğumu söyledim. Yarım dakika kadar yere baktı, sonra ‘evet’ anlamında başını sallarken, “Sen sor bana” dedi. Şengal’de yaşanan katliam öncesine köydeki yaşantısına döndük sohbet içinde. Anlatmaya başladı:

“Biz on kardeştik. Şengal’e yakın Werdiye köyünde oturuyorduk. Evli olanların evleri yan yanaydı. Zaten küçük bir köydü. Benden büyük iki ablam vardı. Onlar da evlilerdi. Ablalarımdan biri yan köyde oturuyordu. Köyde mutluyduk. Oğlum D. her şeyimdi. Yeni bir bebek bekliyordum. Yeniden anne olacaktım. Çok heyecanlıydım. Eşim de öyleydi. Oğlum D. de kardeşi geleceği için seviniyordu. Eşim Duhok-Şengal arası yolcu taşımacılığı yapıyordu. Dolmuş şoförüydü. Tüm o kötü olaylar yaşandığında oğlum D. altı yaşındaydı. Dört aylık hamileydim. Ağustos 2014’te bir gece köye saldırdılar. Köyden altmış altmış beş kişi bir anda öldürüldü. Her şey gözümüzün önünde olup bitti. Annemle babamın evi ayrıydı. Köy ama çok yakın zaten bir mahalle içinde oluyor her şey. IŞİD annemle babamı o gece kaçırdı. O gün bugündür de yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyoruz. Erkek kardeşlerimden birini de kaçırdılar onun da akıbetini bilmiyoruz halen. Eşim ve oğlum D.’nin da yerlerini bilmiyorum. Ama yaşadıklarına inanıyorum. Bir gün onları bulacağıma inanıyorum.”

‘TELAFER VE RAKKA’DA SÜREKLİ DEĞİŞEN EVLERDE KALDIK’

Hadiya anlatmayı sürdürüyor. “IŞİD’liler herkesi kamyonlara bindiriyordu. Eşim, ben ve oğlum D.’nin da kamyonete bindirdiler. D. babasının kucağındaydı. Hamileydim. İnsanlar üst üsteydi. Önce Telafer’e getirdiler. Bir ay kadar kalabalık bir grup bir evde tutulduk. Sonra bir gün gelip eşimi ve oğlumu götürdüler. Nereye götürdüklerini bilmiyorum. Yani eşim ve oğlum D.’nin en son 2014 yılı sonunda gördüm. Oğlum ve kocamı götürdüklerinde çok acı çektim. Halen de çok çok acı çekiyorum. Telafer’de belki üç yüz belki de dört yüz Ezidi kadın vardı. Bizleri evlere yerleştirdiler. Sonra başka evlere götürüldük. Yani sürekli evler değiştiriliyordu. Gittiğimiz evler ailelerin evleri oluyordu. Başka kadınlar da oluyordu kimi zaman. Esirken doğum yaptım. Telafer’de bir evdeydim. Sonra başka eve götürdüler. Evler sürekli değişiyordu. Bebeğim de yanımdaydı. Bir kez Ezidi bir kadın arkadaşımla kaçabilme ihtimalimiz doğdu. Bulunduğumuz evden kaçtık. IŞİD’liler kısa bir süre sonra yakaladılar. Yakalandıktan sonra yaşadıklarımız her gün yaşadığımız işkencenin çok çok ağırıydı.

‘DAEŞ’LİLER BENİM VE KIZIMIN FOTOĞRAFINI ÇEKTİ’

Daha sonra bir grup kadın Rakka’ya götürüldük. Rakka’da da farklı farklı evlerde kaldık. Bebeğim hep yanımdaydı. Tarihin, zamanın tam farkında değildim. Rakka’da da sürekli evler değişiyordu. Bir gün bir IŞİD’li bebeğimle benim fotoğrafımı çekti. (Ailesinin derin internet sayfasının ekranından aldığı görüntüyü cep telefonundan gösteriyor) Sonradan öğrendim. O fotoğrafı internete koymuşlar. Sadece benim değil, benim gibi yüzlerce Ezidi kadının fotoğrafını internete koyuyorlarmış. Bir süre daha Rakka’da kaldım. Rakka’da da sürekli evler değişti. İşkence devam etti. Bir gün tanımadığım birileri bebeğimle beni kaldığım evden gelip alıp götürdü. Bir arabaya bindirdiler. Sonradan öğrendim tabii, şaşkındım. Ailem beni internetten satıştan satın almış. Beni teslim almaya gelenler arasında amcamın oğlu Faysal da vardı. İki yılı bulan işkence bitmişti. Ailem beni Duhok’a götürdü.”

Hadiya ve bebeğinin ‘derin internet’e konulan fotoğrafı…

FAYSAL, ‘DERİN İNTERNET’ VE ‘AÇIK ARTTIRMA’YI ANLATTI

Amcasının oğlu Faysal’dan da Hadiya’yı bulma süreçlerini ve “derin internette köle pazarı” olarak anılan sistemin nasıl işlediğini anlatmasını istedim. Faysal, “IŞİD, elindeki tutsakların fotoğraflarını derin internete koyuyor. Yakınları IŞİD’in elinde olanlar da sürekli burayı takip ediyor. Bir tanıdığı gören hemen o kişinin ailesine ya da onları tanıyan birilerine haber veriyor. Hadiya’nın da kucağında kızı ile fotoğrafını koymuşlardı. ‘Altına da bu kadın ve kızı için ne kadar verirsiniz?’ gibi bir şey yazmışlardı. Açık artırma sistemi oluyor. Aile içinde para toplandı. Açık artırmaya katıldık. En yüksek fiyat 17 bin Amerikan Doları’ydı. Bizim aile vermişti. Onun üzerine çıkan olmadı. IŞİD’lilerle sonraki iletişim de yine aynı mecradan sürüyor. Teslim edilecek bir yer belirleniyor. Hadiya ve bebeği için de bir yer belirlendi. Örgütün aracısı adamlar belirlenen yere Hadiya ve bebeği getirdiler. Biz de teslim aldık.”

FAYSAL: HADİYA’NIN OĞLU DİLDAR’A DAİR BİLGİ YOK ELİMİZDE

Faysal’a Hadiya’nın eşi ve oğlu D.’nin akıbetine ilişkin bilgiye sahip olup olmadığını soruyorum. Aktardığına göre, IŞİD’ten bir şekilde kurtulan, kaçan Ezidiler’den bazıları en son 2015 yılında Suriye’de Hadiya’nın kocası ve oğlu D.’yi görmüşler. O tarihten sonra Suriye’den IŞİD’in elinden kaçan ya da kurtarılan Ezidilerden Hadiya’nın eşi ve oğlu D.’yi gören olmamış. Faysal, “Ezidi tüm kayıpları Musul’daki, Kuzey Irak’taki yetkililer biliyor. Onlar da kayıplarımızı bulmak için çalışıyorlar. Ama yeğenim D. ve diğer büyük yeğenim halen kayıp” diyor.

DURUŞMA SALONU: KARAR YİNE ÇIKMADI

Bu sırada avukatı, Hadiya’ya beş on dakika içerisinde duruşmanın başlayabileceğini söylüyor. Kısa bir süre sonra da çağrı yapılıyor. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşma yaklaşık 10 dakika sürüyor. Hâkim, halen Kırşehir Çocuk Bakım Evi’nde bulunan Irak vatandaşı A. ve A.’nın Türkiye’de üzerlerinde mal varlığı bulunup bulunmadığının tespiti talebi ile davayı erteliyor. Hadiya, duruşmanın bir kez daha ertelenmesine çok üzülüyor. Bir an evvel kardeşleriyle aynı evde yaşamak istediğini söylüyor. Psikolojik olarak yıpranmanın yanı sıra Irak’tan Türkiye’ye her gidiş geliş ve barınma masraflarının ekonomik olarak aileyi bir hayli zorladığı da hissediliyor. Bir sonraki duruşmaya gelmek üzere Kırşehir Adliyesi’nden ayrılıyoruz.

IŞİD’İN VERDİĞİ İSİM, GERÇEK İSİMLERİ FARKLI

A. ve A. duruşmanın olduğu saatlerde okuldalardı. Öğle saatlerinde ablaları Hadiya’yı kaldıkları yurtta bekliyorlardı. Hadiya ve amcasının oğlu Faysal yurt yönetiminden izin alıyor. Hep beraber bir mekânda oturuyoruz. Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta şu. Çocukların gerçek isimleri A. ve A. değil. A. ve A. çocuklar Türkiye’ye yasa dışı yollarla sokulurken IŞİD’in onlar için hazırladığı kimlikte yazan isimleri. Ama Türkiye’de de tüm işlemler, yazışmalar bu isimler üzerinden sürdürüldüğü için de dava dosyasında isimleri, “A. ve A.” olarak geçiyor. Hadiya, Irak’tan gelirken kardeşleri için gümüş kolye yaptırmış. Kolyelerin aynısından kendi boynuna takmış. Kolye ucunda çocukların gerçek isimleri yazılı. Hadiya, kardeşlerinin boynuna kolyelerini takarken hiç çıkarmamalarını istedi.

ÇOCUKLAR ANA DİLLERİNİ UNUTMUŞLAR

11 yaşındaki A., ilkokul 5’inci, 9 yaşındaki A. ise ilkokul 3’üncü sınıf öğrencisi. Kırşehir’de devlet okuluna gidiyorlar. Çocuklar IŞİD tarafından kaçırıldıktan sonra Kürtçe konuşmaları yasaklanmış. Kaçırıldıklarında biri dört, diğeri altı yaşındaymış. IŞİD’te bulundukları süre içinde de Irak Türkmen’i ailelerin yanında kalmışlar. Çocuklar ana dillerini unutmuş. Ablaları Hadiya ve amcalarının oğlu Faysal ile ana dillerinde iletişim kurmakta çok zorlanıyorlar. Hadiya cep telefonundan Duhok’ta bulunan kardeşlerini görüntülü arayıp, A. ve A. ile görüntülü konuşmalarını istiyor. Ama dil engeline takılıyorlar. Kimi kelimeler çevirmen aracılığıyla aktarılıyor. İlkokul 5’inci sınıfa devam eden A. geçen yıl sınıf ikincisi, kardeşi A. ise birinci olmuş.

‘SİZİ ÇOK SEVİYORUM. BUNU UNUTMAYIN’

Oturduğumuz mekândan ayrılmadan Hadiya ve kardeşleri sarılıp bolca fotoğraf çektiriyorlar. Hadiya, önce kız kardeşi A.’nın yüzünü avuçlarının arasına alıyor, ardından da A.’ nın. Onlara Kürtçe, “Sizi çok seviyorum. Bunu hiç unutmayın” diyor. A. ve A. da Kürtçe “biz de” diyerek karşılık veriyorlar. A. ve A bir sonraki duruşmada tekrar ablaları ile görüşmek üzere Kırşehir Çocuk Yuvası’na bırakılıyorlar. Hadiya ve amcasının oğlu Faysal ise hava yolu ile Ankara’dan Irak’a gidiyor…

/DuvaR/