Engin: Almanya’nın bir Kürt politikası yok

Kürtler, tarih boyunca çoğunlukla siyasi sebeplerden ve baskılardan dolayı kitlesel olarak sürekli göç etmek zorunda kaldı. Yaşamlarına ya sınır hatlarında ya da başka ülkelerde sürgün olarak devam ettiler. Almanya’da Kürtlerin göç ettiği ülkelerin başında geliyor. Göç rakamlarıyla ilgili resmi veriler yok. Ancak yapılan araştırmalara göre Almanya’da 1 milyonun üzerinde Kürt’ün yaşadığı tahmin ediliyor.

Almanya’da yaşayan Kürtlerin tarihi 1950’lere kadar uzanmasına rağmen, Almanya Göç Dairesi’ne göre bu insanlar “Kürt” değil. Resmi verilerde İranlı, Iraklı, Suriyeli ya da Türkiyeli olarak geçiyorlar. Kürtlerin Almanya’ya neden geldikleri, nasıl yaşadıkları, aidiyet ve kimlik arayışları, politik talepleri ve Almanya ile olan ilişkilerine dair sorulara yanıt bulmak kısa bir süre öncesine kadar güçtü. Ancak Kassel Üniversitesi Yayınları arasında “Almanya’da Kürt Göçmenler: Yaşamları Kimlikleri ve Siyasete Katılımları”adıyla yayımlanan kitap bu sorulara etraflı bir şekilde yanıt arıyor.

Kitap, birçok akademisyen ve yazarın ortak katkılarıyla yayına hazırlandı. Almanca yayımlanan ve iki bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde, Kürtlerin aidiyet, kültürel kimliklerini tanımlama biçimlerine ve siyasal ve kültürel yaşama nasıl dahil olduklarına ilişkin veriler tartışmaya açılıyor.

Başta aidiyet duygusu, kimlik arayışı, entegrasyon, örgütlenme ve asgari düzeyde insani taleplerine ilişkin bilimsel olarak yapılan alan çalışmalarına değiniliyor. Özellikle Kürt Alevilerin, Ezidilerin kolektif kimlik ve inancına dair tanımlama biçimleri konusunda derli toplu bilgilere yer verilerek, Kürtlerin aidiyet ve kimlik algılarının dinamik ve heterojen bir yapıya sahip olduğu tespiti yapılıyor.

İkinci bir önemli belirleme ise, Ezidiler ve Aleviler hariç, Almanya’daki Kürtlerde genel olarak inanç kimliğinin ikinci planda olduğu yönünde. Kitabın ikinci bölümünde ise, Kürtlerin sosyal ve kültürel haklarını kullanımında Alman devletinin tutumu tartışmaya açılıyor. Bu bölümde Almanya’nın belirli ve sistematik bir Kürt politikasının olup olmadığı sorgulanıyor.

Kitabın fikir sahibi ve yazarı olan Prof. Dr. Kenan Engin’e göre kitap çalışmasıyla ortaya çıkan en çarpıcı şey, Almanya’daki Kürtler konusunda şu güne kadar kayda değer hiç bir akademik araştırmanın yapılmaması.

Almanya’da toplam 600 üniversitenin olduğunu belirten Prof. Dr. Engin, “Burada 1 milyonun üzerinde Kürt bulunuyor. Ancak buna rağmen henüz bir bilimsel çalışma yapılmış değil. Oysaki Almanya’da yaşayan farklı etnik gruplarla ilgili çok sayıda araştırma yapılıyor ve onların kültürel, dilsel ve inanç sistemleri konusunda bir o kadar akademik kürsü var. Kürtlerin şu güne kadar bu sahada bir yer almaması gerçekten çok şaşırttı beni” ifadelerini kullanıyor.

Prof. Dr. Engin kendisini ve yazdığı kitabın tarihini, 80’li yılların sonundaki Dersim’e kadar dayandırarak naklediyor. Anlatımına göre, ilk ve orta öğrenimini köyde tamamlamış, liseye nasıl ve nereye gönderileceği ailede hararetli bir şekilde tartışılırken, gelen bir mektup hayatını değiştirmiş.

Prof. Engin “Sonbahardı, okul kayıt zamanları yani. Akşama doğru her zamanki gibi toz toprak içindeki köye, köy otobüsü geldi. O gün benim adıma Adana’dan bir mektup gelmişti. Herkes şaşırdı. Adana Erkek Lisesi’nden geliyordu mektup. İki gün içinde kayıt yaptırmam için mühlet verilmişti. Meğerse bu mektup daha öncesinde girdiğim sınavın sonucuydu. Benim Adana’dan başlayan ve bugüne gelen öğrenim hikayem böyle başladı” diyor.

Üniversiteyi İstanbul’da okuduktan sonra 2001 yılında Almanya’ya gelerek iltica eden Engin, birkaç yıl mülteci kamplarında yaşamış. Almanya’da hiçbir akrabası yokmuş, tek başına hem çalışmış hem Almanca öğrendikten siyaset bilimi alanında master ve doktora yapmış. Harvard ve Londra Üniversitesi’nde (SOAS) öğrenim görmüş. Heidelberg Üniversitesi, Kassel Üniversitesi, Heilbronn Üniversitesi, Mainz Üniversitesi ve Rusya’da Tomsk Politeknik Üniversitesi gibi üniversitelerde araştırmalar yaparak dersler vermiş. Şu sıralar Akkon İnsani Bilimleri Üniversitesi’nde profesör olarak dersler veriyor. Makaleleri, röportajları ve edebi yazıları birçok ulusal ve uluslararası gazete ve dergilerde çeşitli dillerde (Almanca, İngilizce ve Türkçe) yayınlanmaya devam ediyor.

Prof. Dr. Engin, Almanya’da yaşayan Kürtlerin sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel konumlarının yanı sıra kimlik, aidiyet ve inanç konusundaki tutumlarına da ışık tutan kitabın, hangi ihtiyaçtan ortaya çıktığını şu sözlerle anlatıyor:

Kitap çalışması fikri aslında oldukça eski. Yıllar önce lisans eğitimim döneminde Almanya’daki Kürt göçmenler eksenli bir çalışmayı, tez konusu yapmayı düşünüyordum. Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi gibi milyonlara yakın kitap arşivi olan bir kütüphanede Kürt göçmenler üzerine yazılmış, bir-iki yüzeysel kitap dışında bir çalışmaya rastlayamadım. Biraz şaşırtıcı, birazda üzücüydü. Böylesi bir durum farklı bir alana yönelmeme neden oldu. Ama bu alanda bir şeyler yazma fikri de bir ukde olarak içimde kaldı. 

Uzun yıllar sonra aslında kaynak olmadan da konu hakkında yazılabilir diye düşündüm ve 10’a yakın arkadaşın katılımıyla ortak bir kitap çalışması başlattık. Kitap bir boşluğu doldurmaktan öte, büyük bir göçmen kitlesi olan Kürtlerin Almanya hikayesine birçok açıdan cılız da olsa bir ışık tutmaktı. Kimdir bunlar? Buraya neden geldiler? Ekonomik, sosyal yaşama katılım biçimleri nasıldır? Dini ve politik tercihleri nedir? Bunun gibi çoğaltılabilecek temel sorulara cevap vermekti temel hedef. Bir yönüyle herkesin yaşamın her alanında gördüğü ama Almanya bilim dünyasının görmediği yada görmek istemediği ikinci büyük göçmen kitlesinin kayıtlara geçmeyen hikayesine tanıklık etmekti.

“Kürtlerin vatansızlığı geldikleri ülkelerde de peşini bırakmıyor”

Prof. Kenan Engin, Almanya’nın, Kürtleri geldikleri ülkelerde sahip olduğu kimlik üzerinde kayıt altına alınmasına dair şu yorumu yapıyor:

Almanya Federal Göç Dairesi’nin resmi kimlikler üzerinden oluşturduğu bir kayıt sistemi var. Almanya’ya gelen Kürt göçmenler İranSuriyeTürkiye ya da Irak kimliğiyle buraya geldiklerinden ötürü kayıtlara Türk, İranlı, Suriyeli yada Iraklı olarak geçiyor. Dolayısıyla Kürtlerin vatansızlığı bir nevi geldikleri ülkelerde de peşini bırakmıyor. Vatansızlığı ve kimliksizliği böylece uluslararası bir boyut alıp içinden çıkılmaz bir sarmala dönüşüyor. 

Almanya açısından bu durumun siyasal tarihle bağlantılı olduğunu hatırlatan Prof. Engin sözlerine şöyle devam ediyor:

Burada Kürtlere yönelik özel bir politikadan öte, Göç Dairesi’nin verileri toplama biçimi temel sorun. Resmi olarak ülkesi olmayan diğer tüm azınlıkların da yaşadığı bir sorun aslında. Kürtlerin geldikleri ülkeler ve bu ülkelerin Almanya açısından oldukça stratejik oluşu, Almanya’nın bu konudaki isteksizliğini özelikle tetikliyor. Elbette ki bunu siyasal tarihten soyutlayamayız. Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu ve sonrasında Türkiye ile olan yaklaşık 150 yılı bulan ticari, siyasi ve askeri ilişkilerinin bu durumda hiç bir rol oynamadığını söylemek mümkün değil.

Kürtlerin Almanya’ya gelişi 1950’li yıllara kadar gidiyor ve ilk gelenler çalışmak için gelen işçi aileleri. Özellikle 1970’lerde gelenler için sol parti ve demokratik kitle kurumları, Kürtlerin sırtını yasladığı bir yer olarak tarif ediliyor. Bunun, Kürtlerin o dönemki reel sınıfsal ve ulusal bilinçleriyle bağına dair ise şu yorumu yapıyor Prof. Engin:

1980’li yıllar civarı gelen insanların çok büyük bir çoğunluğu Türkiye ya da İran gibi ülkelerde aktif olarak radikal sol hareketler içerisinde olan ya da bunlarla bir şekilde teması olmuş insanlar. Mesela İran’da Tudeh içerisinde aktif olan yüzlerce Kürt’ün 1980’li yıllar civarı artan yoğun tutuklamalar yüzünden Doğu Almanya’ya (DDR) göç ettiğini biliyoruz. Yine Türkiye’de Dev-Sol, Dev-Yol, TDKP gibi sol hareketlere sempati duyan ya da aktif olarak bu hareketler içerisinde olanlar, bu yıllarda Almanya’ya yönünü çeviriyor. O dönemlerde dünyada yaygın olan sol atmosferinde etkisiyle bu dönem aktif Kürtlerin Marksist-Leninist, Maoist gibi akımların penceresinden dünyayı yorumladığını söylemek mümkün. 

Sonrasında Kürt eksenli oluşan PKK yada Kawa gibi hareketlerde de bu izleri görmek mümkün. Kuruluş programlarının ana gövdesini Marksist-Leninist düşünce biçiminin öğeleri oluşturuyor. Bu düşünsel dünyanın etkisiyle buraya gelenlerin çoğunun ilk etapta örneğin Türkiyeli göçmenler tarafından kurulmuş DIDIF, ATIF gibi sol-sendikal oluşumlar içerisinde kümelendiğini görüyoruz.

Geri dönme fikri sıklıkla dile gelse de, pratikte oldukça cılız kalıyor”

Prof. Engin, Kürt diasporasının varlığının bir realite olduğunu söylüyor ve devam ediyor:

Diğer diaspora biçimlerine oranla farklı gelişen bir Kürt diyasporasından bahsetmek mümkün. Diasporanın temelinde ülkesine yönelik ciddi bir ekonomik, sosyal yatırımı öngören ve gelecekte geldiği topraklara geri dönme üzerine kurulu bir nitelik var. Fakat Kürt göçmenlerde ağırlıklı olarak siyasal bir yatırım dışına çıkmayan bir aktivite biçimi gözlemliyoruz. Ki burada da ağırlıklı olarak destekledikleri siyasal partilerin yararına bir aktivite öne çıkıyor. Mesela Almanya’da yaşayan Kürt göçmenlerde, geldikleri bölgeye yatırım konusunda ciddi bir çaba olduğunu gözlemlemek mümkün değil. Uzun vadede geldikleri bölgelere geri dönme fikri sıklıkla dile gelse de, şu ana kadar pratikte oldukça cılız kalan bir durum.

“Yeni bir etnik ve dinsel kimlik oluşturma çabasına giriyorlar”

Kitabın dikkat çeken bir başka yanı ise, Almanya’daki Kürtlerin homojen olmayan ve dinamik bir yapıya sahip olduğu yönündeki belirleme. Ayrıca kültürel ve aidiyet kimliklerinin dinsel kimliklerin önünde durduğuna işaret ediliyor. Kenan Engin, Kürtlerin inanç ve siyasal kimliklerinin geçirgenliği hakkındaki da şu görüşleri paylaşıyor:

Aslında göç ettikleri her yerde, özelde de Almanya’da, Kürtlerin yasaklanmış olan kimliklerini yeniden yaşatma yönünde çabalarını gözlemliyoruz. İlk geldiklerinde sendika vb. çalışmalar yürüten dernekler etrafında kümelenirken bir süre sonra bundan uzaklaşıp Kürt kimliği, Alevi kimliği ya da geldikleri ülkelerde ibadet ettikleri ve devletin etkisi altında olan olan camilere alternatif camiler oluşturup yeni bir etnik ve dinsel kimlik oluşturma çabasına giriyorlar. 

Selahaddin Eyyubi, Ehmede Xani, Kawa vb. Kürtler açısından önemli olan sembol isimlerin kullanılması bu açıdan tesadüf değil. Dünyada gelişen ulusal hareketlere oranla Kürtlerde geç gelişen ulusal bilinç, özelikle yurt dışında Kürt göçmenler arasında geldikleri ülkelere oranla daha hızla yayıldığını görüyoruz. Bu durum Kürt göçmenlerin siyasal talepler noktasındaki duruşlarına yansıyor. Kürt göçmenlerin siyasal talepleri Almanya’da daha çok kendi kimlik ya da dillerini tanıma eksenli. Bunun yanı sıra Almanya’da gedikleri ülkelerdeki sorunların çözümüne yönelik lobi çalışmaları ya da siyasal aktiviteler de yürütülüyor. Ancak Almanya’da herkesi ilgilendiren sosyal-siyasal sorunların çözümü yönünde ciddi bir aktivitelerini görmek mümkün değil.

Farklı ülkelerden gelen Kürt göçmenlerin kimliğini ifade biçimindeki farklılıklar 

Kürt coğrafyasının dört parçasından Almanya’ya gelen Kürtlerin, Avrupa ile ilişkileri ve kimlik arayışı bağlamında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar taşıdığına da Prof. Dr. Engin’in yanıtı şöyle:

Farklı ülkelerden gelen Kürt göçmenlerin Kürt kimliğini ifade biçimi ve sosyal siyasal yasama katılım biçiminde farklılıklar var. Mesela Türkiye’den gelen Kürt göçmenlerde kendi Kürt kimliğini siyasal kimliği üzerinden tanımlama eğilimi varken, Irak’tan gelen Kürt göçmenlerde ağırlıklı olarak kültürel ve dil üzerinden oluşturulmuş bir kolektif kimlik kurgusu var.

Son dönemlerde gelen Suriyeli Kürt göçmenlerde ise iki eğilimin birleştiği bir tarz var. Bir taraftan kendi Kürt kimliğine vurgu yapıp Kürtçeyi günlük yasşamda aktif olarak kullanma eğilimi varken, öte taraftan siyasal kimliklerini de özelikle vurgulamaktalar. Sosyal yaşama katılım biçimlerinde de farklılıklar gözlemlemek mümkün.

Kürt kimliğini yaşama biçimini farklı parametreler üzerine kuruyorlar

Prof. Dr. Engin sözlerine şöyle devam ediyor:

Türkiye ve Suriye’den gelen Kürt göçmenlerin büyük bir bölümünde Kürt kimliğinin tanınması, bu yönlü Almanya’nın Türkiye’ye baskı yapması gibi siyasal talepler özelikle öne çıkarırken, Irak´tan gelen Kürtlerde bu yönlü girişimlerin daha az olduğunu gözlemliyoruz. Burada yaşayan Kürt göçmen kitlesinin birbirine yaklaştıran ana nedenin Kürt kimliğinden öte siyasal tercihleri olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla siyasal tercihleri farklı olan Kürt göçmenler arasında çok ciddi bağlar yok hatta yer yer düşmanlıklar noktasına kadar gidebilecek karşıtlıklar gözlemlemek mümkün. Bunun temel nedeni biraz önce sözünü ettiğim Kürt kimliğini yaşama biçimini farklı parametreler üzerine kurmaları.

“Geldikleri ülkelere oranla daha tutucu ve içe doğru bükülen bir kimlik ediniyorlar”

Elbette akıllara gelen başka bir soru da Almanya’daki Kürtlerin ahlaki ve geleneksel davranış biçimlerinde yaşanan değişiklikle ilgili. Başka bir deyişle Avrupa’ya çıkınca kimliğini bulan Kürtler ile ülkedeki Kürtler kıyaslanınca tutuculuk algısında nasıl bir değişiklik yaşandığı önemli bir olgu. Akademisyen yazar Engin, şu bilgiyi paylaşıyor:

Aslında tüm göçmen guruplarında gözlemlediğimiz şeyi Kürt göçmenler içinde söylemek mümkün. Sosyal, ekonomik ve siyasal yaşama katılım konusundaki güçlüklere yaşadıkları ülkedeki diskrimine edilme durumları, dil ve kültürel uyum gibi zorlukları da eklenince kendi içlerine doğru çekilip izole bir durum yaşamalarına sebep olmakta. İzole olma durumu, beraberinde genel sosyal-siyasal-kültürel yaşamdan kopmalarını getiriyor. Bu yüzden geldikleri ülkelere oranla daha tutucu ve içe doğru bükülen bir kimlik ediniyorlar.

“Kürtlerin geldikleri ülkelerin Almanya ile olan ilişkileri temel belirleyici”

Kamuoyunda sıkça tartışılan ve kitapta geniş yer bulan bir tartışma konu ise, Almanya’nın Kürtler konusunda sürdürdüğü politika:

Gözlemlediğim kadarıyla Almanya’nın her dönem geçerli olan temel bir Kürt politikası yok. İçinde aslında tutarlılık içeren tutarsız ve her döneme göre değişen bir Kürt politikası izliyor. Temel belirleyici etken Almanya’nın Türkiye, Irak, Suriye ve İran gibi ülkelerle olan ekonomik ve politik ilişkileri. O yüzden adı konmuş genel bir rota yok. Kürtler siyasal yada ekonomik bir güç olmadığı sürece de bu konuda Almanya’nın ciddi bir politika değişikliğine gideceğini düşünmüyorum.Burada bir kez daha belirtmeliyim ki, Kürtlerin geldikleri ülkelerin Almanya ile olan ilişkileri temel belirleyici şey. Bu Türkiye olduğu kadar Almanya’nın Irak, İran, Suriye ve bunların müttefikleri ile olan ilişkileri de oldukça önemli. Almanya Suriye Kürtleri ilgili bir politik ajanda oluşturduğunda Rusya’nın tutumunu hesaplar mesela.

Alman devletinin Kürtlere dönük, baskıya varan uygulamaları sık sık gündeme geliyor. Geçtiğimiz günlerde Mir Müzik ve Mezopotamya Yayınları kapatılması, bunun son örneği oldu. Bu tutumun önümüzdeki zamanlarda sürüp sürmeyeceğine dair Prof. Engin şu yorumu yapıyor:

Bu tutumun, ciddi bir değişikliğe gideceği olası değil. Kürtlerin sosyal ve kültürel örgütlenmelerinin çoğu siyasal hareketler etrafında biçimlendiğini görüyoruz. Mesela PKKPSK, Kawa vb. hareketler etrafında. Bu örgütler ise Almanya’da terör örgütü olarak görülen hareketler. Yada uzun bir dönem böyle değerlendirilen hareketlerdi. Durum böyle olunca bu eksen içerisinde yer alan tüm dernek vb örgütlenmelerin hangi ad altında olursa olsun her zaman bu tür yaptırımlarla karşılaşması, olası. Adı geçen siyasal hareketlerin etki alanı dışında kültürel ve sosyal olarak örgütlenen çok cılız da olsa oluşumlar görüyoruz. Bunların ciddi bir yaptırımla karşılaşmadığını, hatta devlet nezdinde oldukça erken kabul gördüğünü ve benimsendiğini gözlemlemek de mümkün.
/independentturkish/