GÜNDEM SİYASET

Kubilay : Fırat’In vefatı bizim için kayıptır

Kürt siyasetçisi Dengir Mir Fırat’ın vefatının kendileri için büyük kayıp olduğunu söyleyen HDP Sözcüsü Günay Kubilay,  ‘Dengir Fırat, siyasi hayatı boyunca inandıkları uğruna mücadele eden, bu uğurda gerektiğinde iktidarı ve gücü karşısına alan ender siyasi isimlerden biri oldu’ dedi.
Kubilay şöyle devam etti:
”Hep kimliğini savundu, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yolla çözümü için mücadele etti. AKP iktidarı, gücünün zirvesindeyken ve Dengir Fırat bu iktidarın önemli kademelerindeyken, yapılan yanlışlara göz yummadı; mevki, makam, statüyü terk ederek halkın içine dönmeyi, onların mücadelesinin bir parçası olmayı bildi. Dengir Fırat’a rahmet; ailesine, sevenlerine ve HDP’lilere başsağlığı diliyoruz…”

HDP Sözcüsü Günay Kubilay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kubilay,’ın konuşmasından öne çıkanlar şunlar:

Bir diğer tarihte yaşanmış acı olay da Srebrenitsa Katliamı. 11 Temmuz 1995 yılında BM’nin güvenli bölge ilan ettiği bölgede Sırp ırkçılar tarafından 8 bin 372 insan katledildi. Srebrenitsa katliamı bir soykırımdır. Lanetliyoruz. Soykırımda yaşamını yitirenleri anıyoruz, acılarını yüreklerimizin derinlerinde hissediyoruz. Bu soykırım Avrupa tarihine kara bir leke olarak geçti. Soykırım sonrası Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliye İzetbegoviç’in söylediği şu söz, dünyanın her yerinde savaştan, ölümden, gözyaşından beslenen herkesin kulağına küpe olacak niteliktedir: “Biz ölüyoruz ama onlar kazanamıyorlar.” Evet, barışın kaybedeni yoktur ama savaşın kaybedeni herkestir.

Tüm halkların özgürce yaşaması için mücadele sözümüzü yeniliyoruz

Tarihteki önemli günlerden biri de Evvel Temmuz Bayramıdır. Evvel Temmuz, Arap Alevilerinin 11-14 Temmuz tarihleri arasında “hasat ve bereket bayramı” olarak kutlanıyor. Temmuz ayı Arap Alevileri için doğanın çiçeğe durması, çiçeklerin meyveye dönüşmesi ve doğanın kendini yeniden üretmesiyle özdeşleşen bir gündür. HDP olarak Arap Alevilerinin Evvel Temmuz Bayramını kutluyoruz. Tüm halkların kendi dili, rengi ile yaşayacağı özgürlük günlerini yaratması için mücadele sözümüzü yineliyoruz.

Cargill işçilerinin direnişini ve kazanımını selamlıyoruz

Uzun zamandır süren bir işçi direnişi başarıyla son buldu. Bursa Orhangazi’de Cargill işçileri Tek Gıda İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılmıştı, işçilerin mücadelesi kazanımla sonuçlandı. 453 gündür süren bu direniş maratonunda yaz-kış demeden direnen Cargill işçilerini selamlıyoruz, saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

Gençliğe yönelik ajanlaştırma dayatmaları ve saldırıları en sert dil ile kınıyoruz

Bir diğer konu başlığımız; HDP’ye yönelik, artan siyasi iktidarın baskıları ve saldırılarıdır. Son zamanlarda bu baskılar en fazla HDP gençliğine uygulanıyor. HDP Gençlik Meclisi kriminalize edilerek sürekli müdahale edilmekte, yasal ve demokratik faaliyetleri fiilen engellenmektedir. Daha birkaç gün önce HDP Gençlik Meclisi üyesi arkadaşlarımız kolluk kuvvetleri tarafından kaçırılarak darp edilmiş, ajanlığa zorlanmış, tehdit edilmiştir. Gençliğe yönelik bu kirli politikaları, saldırıları ve baskıları sert bir dille kınıyoruz.

İktidarı gençliğe yönelik baskılardan vazgeçmeye çağırıyoruz. HDP Gençlik Meclisi, gençliğin demokratik ve yasal bir örgütlenmesidir. Tümüyle yasal, demokratik ve meşrudur. Ancak iktidar bilimsel düşünen, soran ve sorgulayan geleceklerinin karartılmasına izin vermeyen, inkara, asimilasyona boyun eğmeyen gençlik istemedikleri için bu kirli politikalara ve faşizan uygulamalara başvuruyorlar.

Bütün gençliği HDP Gençlik Meclislerinde buluşmaya davet ediyoruz

HDP olarak annesi, babası, büyükleri hangi partiye mensup olursa olsun demokratik, eşitlikçi, özgür yeni bir yaşamı birlikte kurmaları için, kendi geleceklerini kendilerinin belirlemeleri için bütün gençliği HDP Gençlik Meclislerinde buluşmaya ve örgütlenmeye davet ediyoruz.

HDP’li belediyelerden elinizi çekin

Baskıların yoğunlaştığı diğer alandan biri de HDP belediyelerdir. Geçen günlerde Diyadin Belediyesine polis baskını olmuş ve belediye eşbaşkanlarımızın tartaklanması basına yansımıştı. Karayazı’da da Belediye Eşbaşkanımız Burhanettin Şahin dahil, 10 parti yöneticimiz hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındı. Neden gözaltına alındıklarını biz de, avukatlar da hala bilmiyoruz. Buradan siyasi iktidara bir kez daha çağrı yapıyoruz; HDP’li belediyelerden elinizi çekin. Bu baskılardan, bu şantaj, tehdit politikalarından vazgeçin. Belediye ile hak arasında örmek istediğiniz tecrit duvarlarına o bölgenin halkı asla izin vermeyecektir. Halkın iradesine saygılı olunuz.

SETA fişledi iktidar Aykol’u tutuklayarak mesaj verdi

Bir diğer üzücü haber de Gazeteci Hüseyin Aykol’un dün tutuklanarak cezaevine girmesidir.  Aykol, gazetede yayımlanan yazıları nedeniyle kesinleşen 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla beraber  63 dava ile yargılanmaktadır. Aykol, aktif olarak 1970’lerden beri özgür basın geleneği içinde gazetecilik yapan, özgür basının yüz akı bir isimdir. Geçen günlerde SETA, iktidar adına gazetecileri fişlerken, 68 yaşındaki bir gazeteci de tutuklanarak SETA’nın andıçlamasına ilişkin bir mesaj verilmek istenmiştir. Türkiye gazetecileri tutuklama utancıyla yüzleşmeli ve bu utançtan kurtulacak adımları hızla atmalı, gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır.

Milyonlarca mültecinin dramını izliyoruz

Bugün ele almamız gereken önemli bir konu da göçmenler ve mültecilerdir. Hepimiz  ülkelerindeki savaştan ve şiddetten kaçan, doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalan başta Suriyeliler olmak üzere milyonlarca insanın yaşadıkları dramı izliyoruz. Savaştan ve şiddetten kaçarak hayata bir yerinden tutunmak zorunda kaldıkları ülkelerde ırkçı saldırılara, istismarlara, linç girişimlerine ve kötü muameleye maruz kalıyorlar. Son zamanlarda Türkiye’de çeşitli yaşam alanlarına girmelerine yasaklar konuluyor, toplumdan dışlanıyorlar. Irkçı yaklaşımlar giderek yaygınlaşıyor, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismarların sayısını bile kimse bilmiyor.

İktidarın dili mültecilere yönelik saldırıları artırıyor

Siyasi iktidarların izledikleri iktisadi, sosyal politikaların ortaya çıkardığı yıkıcı etkilerin, büyük karmaşık toplumsal sorunların nedeni olarak göçmenler gösteriliyor. Ekonomik krizin derinleşmesi ile birlikte alım gücünün azalmasının, işsizliğin, yoksulluğun artmasının nedeninin Suriyeli mülteciler olduğu sanılıyor. İktidarın mülteciler için harcanan paraların AB’den gelen fonlarla yapılıyor olduğunu açıklamaması, mülteciler için “milyarlarca lira harcadık” gibi açıklamalar Suriyelilere yönelik ırkçı saldırıları artırıyor. Evinin geçimini sağlamaya çalışan Suriyeli kadınlara yönelik cinsel istismar ve saldırı inanılmaz boyutlarda. Bu kadınlar para karşılığında ikinci eş olarak evlenmeye zorlanıyorlar.

Sanılıyor ki mülteciler olmazsa işsizlik ve yoksulluk olmayacak ama öyle değil

Özellikle yoksullar ve işsizler arasında siyasi iktidarın manipülasyonu ve dezenformasyonu nedeniyle sanılıyor ki mülteciler olmasa işsizlik olmayacak, yoksulluk olmayacak, insanca yaşam olanakları sunulacak. Bu büyük bir yanılgıdır ve gerçek değildir. Gerçek olmadığı gibi yoksulluğun ve işsizliğin gerçek nedeninin üzerini de örtüyor.

6 buçuk milyon işsizi kim yarattı

BM’nin verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 3 milyon 900 bin mülteci bulunuyor. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre 31 Mart 2019 itibariyle çalışma izni bulunan Suriyeli sayısı 96 bin 972, 100 bin bile değil. bunlardan 31 bin 185’i ise Suriyeli. Kayıtsız çalışan Suriyeliler ise 850 ile 900 bin civarında ve bunların ağırlığını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

Dönelim, bu rakamlar ışığında Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal ve iktisadi tabloya bakalım. Haziran 2019’da, yani Ağustos 2018’de başlayan ekonomik krizden 1 yıl sonra, kayıtlı işsiz sayısı 4 buçuk milyon. Kayıtlı mülteci işci sayısı 96 bin. Aradaki 4 milyon 400 bin kayıtlı işsizliği kim yarattı? Sokakta açlığa kim terk etti? Bunun sorumlusu mülteciler mi?
Hadi 100 bini mülteciler nedeniyle işsiz kaldı diyelim; diğer soruya iktidarın yanıt vermesi gerekiyor.

Kayıtsızlarla beraber, geniş anlamda işsiz sayısı 7,5 milyondan fazla. Kayıtsız mülteci işçi sayısı ise 850 bin civarında. Aradaki 6,5 milyon işsizin sorumlusu mülteciler mi? 6 buçuk milyonun işsizin üzerinde düşünmek gerekir.

Bakın henüz 3 milyon 600 bin mülteci Türkiye’ye gelmeden önce, Mart 2011’de işsiz sayısı 2,5 milyon. Mart 2019’da 7,5 milyona çıkmış. Aradaki kayıtlı kayıtsız işçi sayısı 1 milyonu geçmiyor. Bu sayılar, bu veriler üzerine daha sağlıklı düşünmeye herkesi davet ediyoruz.

Mülteciler olmadan da Türkiye’de güvencesiz çalışma ve düşük ücretler vardı

Acaba mülteciler olmadığı zaman Türkiye’deki çalışma yaşamında durum neydi? Yine düşük ücretler, güvencesiz çalışma vardı. Örgütlenme özgürlüğü yoktu, sosyal haklar yoktu, insanca yaşam gene yoktu. Hatırlayın 3’üncü havalimanındaki işçilerin durumunu. “Tahtakurusuz yataklarda yatmak istiyoruz” diyorlardı. Onlar mülteci değillerdi. Yüzde 80’i Kürt işçilerdi. Orada çalışan Suriyelilerin toplamı 900’ü geçmiyordu. Bugün merdiven altı atölyelerde inşaat şantiyelerinde işçiler 12-14 saat arasında çalışıyorlar. Haftalık çalışma saatlerini ortalaması 55-60 saat. Bu bizim uydurmamız değildir. Siyasi iktidara iftira atmıyoruz. Devletin resmi verileri arasında vardır, dönüp bakabilirsiniz. Her gün 5 işçi hayatını kaybediyor. Bunun sorumlusu mülteciler değildir.

Gerçek şudur: Türkiye kapitalist bir ülkedir. Kapitalizm işçiyi iliklerine kadar sömüren, işsizlik üreten bir sistemdir. Çalışanlar kadar, arkasında bir işsiz ordusu olmadan kapitalist sistemler ve sermayeler kendilerini var edemezler. AKP gibi siyasi iktidarlar ise onları koruyan politikalar üreten, ürettikleri politikaları işçilere ve emekçilere dayatırlar. Bugün Erdoğan rejiminin yaptığı da zaten budur.

İşsizliğin ve yoksulluğun çözümü var

Biz işsizleri ve yoksulları en iyi anlayan partilerden biriyiz. İşsizliğin ve yoksulluğun çözümü vardır. 7,5 milyon işsiz için basit bir öneri; Haftada 55 – 60 saat çalışan işçiler, iki vardiye demektir, ücretlerde ve haklarda kısıtlamaya gitmeksizin çalışma saatinin 35 saate düşürülmesi bile işsizliği yarı yarıya azaltacaktır. Neden yapmıyorlar? Çünkü patronların karları azalacak, maliyetleri artacak. Erdoğan rejimi de onlara kol kanat gerecektir.

Soma’da  301 işçinin hayatını yitirmesinin sorumlusu mülteciler değildir

Altını bir kez daha çizerek bu konuyu kapatmak istiyorum. Soma’daki o ölüm çukurlarında hayatını kaybeden 301 işçinin ölümünün sorumlusu mülteciler değildir. Irkçı hezeyanlarla yoksulları, işsizleri yanlış yönlendirenlere yoksullar, emekçiler, işsizler itibar etmemelidir. Bizim gibi işçi emek dostu, bu konuda politikalar üreten kendileri gibi insanların sözüne itibar etmelidir.

Türkiye’de mültecilik bir insanlık trajedisi haline gelmiştir. Aynı zamanda dünyada da. Biz bu vesileyle şu çağrıyı yapmak istiyoruz; başta iktidar olmak üzere herkes yabancı düşmanlığının yoğun yaşandığı bu dönemde mültecilerle dayanışmayı ve onlara sıcak bir kucak açmayı öneriyoruz. Onlar yabancı değildir, onlar bu ülkenin komşu topraklarının özbeöz çocuklarıdır.

Almanya’daki kötü ve kirli işleri bizimkiler yapıyordu: Biz de de aynısı olmuyor mu

Hatırlayın 60’lı yıllarda Sivas’tan, Erzurum’dan, Kars’tan, Dersim’den Avrupa’ya emek göçü gerçekleşti. O zaman da Nazi artığı faşistlerin “bizim ekmeğimize el koyuyorlar” diyerek ırkçı saldırıları oluyordu. Oysa orada da Avrupa’daki büyük kapitalistler o işsizliği yaratıyordu. İşçilerin tarihsel kazanımlarına el konmak isteniyordu. Oradaki işsizliğin nedeni Türkiye’den giden işçiler değildi. Biz onların hepsini nasıl biliyorduk; altlarında 3’üncü el Mercedes arabalarla Türkiye’ye gelen Almancılar olarak biliyorduk. Ama Günter Wallraff’ın “En Alttakiler” isimli kitabı çıkana kadar. Anladık ki orada Almanya’nın yerli insanlarının yapmadığı kirli ve kötü işleri bizimkilere yaptırıyorlardı. Çoğu meslek hastalığından, radyasyonlu işlerde çalıştıkları için kanserden hayatlarını kaybettiler. Biz de de aynısı olmuyor mu? Bugün o linç girişiminde bulunan insanların akrabaları Almanya’da süründüler, bunu düşünsünler.

Kocaelinde yanan işçilerin isimlerini kim biliyor?

Geçen Gün Kocaeli’nde bir fabrikada yangın çıktı, yanan işçilerden 4’ü de mülteciydi. İsimlerini biliyor musunuz? Bu partinin Emek Alanından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak ben bilmiyorum. Çünkü açıklanmadı, yasak koydular. Patronu AKP’liydi, gerçeğin üstü kapatılmak istendi.

Göç Bakanlığının kurulmasını istiyoruz

Mültecilerin çok kapsamlı sorunları var. Biz bir Göç Bakanlığı kurulmasını istiyoruz. Bu konuda Göçmenler Mülteciler Komisyonumuz bir teklif hazırladı. Uygun bir zamanda bu teklifi Meclis’e sunacağız. Göç Bakanlığı ile eş zamanlı olarak yapılması gereken işlerden biri de 1951 tarihli BM Mülteciler Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesine koyulan coğrafi sınırlandırma şartını kaldırmasıdır. Bildiğiniz gibi Türkiye Avrupa’dan mülteci alabiliyor ama Ortadoğu’dan, Asya’dan mülteci alamıyor. Dolayısıyla gerçek anlamda mülteci statüsü kazanamıyor. Bu şerh kaldırılmalıdır. Türkiye’ye başka ülkelerden gelen insanlar evrensel düzeydeki haklarına kavuşmalıdır.

/hdp-basın/

Benzer Haberler

Hakan Tahmaz: Öcalan’ın Mektubu, Risk ve Cesaret

nupel haber

Teksas’tan Diyarbakır’a Latin rüzgarı esti

nupel haber

Havva Zor davasında karar verildi

nupel haber

10’emîn Kongreya Pena Kurd dest pê kir

nupel haber

Tutuklu annesinden Kılıçdaroğlu’na: Senin için güzel olacak ama..

nupel haber

TSK’de ‘Mahrem İmam’ Operasyonu : 140 gözaltı kararı

nupel haber