Mazlum Ebdi: Fırat’ın doğusu Afrin olmayacak

SDG Genel Komutanı Mazlum Ebdî, hem Türkiye’nin hem de kendilerinin sınıra güç yığdığını; herhangi bir kıvılcımın ateşe dönüşeceğini belirtti. “Türk ordusu herhangi bir yere saldırırsa bu büyük bir savaşa dönüşecek. Herkese söylemişiz. Türkiye de biliyor, Amerika ve Fransa da” dedi.

“Tutumumuzu belirlemiş, hazırlıklarımızı da yapmışız; savaşacağız. Fırat’ın doğusu Efrîn gibi olmayacak” diyen Ebdî, “Güvenli Bölge” konusunda da yanıt beklediklerini söyledi. Ebdî, şunun altını çizdi: “Muhatap ABD’dir. Şu ana kadar herhangi bir gelişme yok. Top, artık Türkiye sahasındadır.”

SDG Komutanı Mazlum Ebdî, 19 Temmuz’da çizgilerini belirlediklerini, kansız bir devrime rağmen büyük savaşlara muhatap kaldıklarını; siviller hariç 11 bin şehit, 24 bin yaralı verdiklerini hatırlatarak, “Bundan sonra bu yolun korunması, inşa sürecinin tamamlanması ve Suriye bütünlüğü içerisinde halklar arası eşit haklara dayanan demokratik bir çözüm için çalışacağız” dedi.

SDG Komutanı Mazlum Ebdi gündeme dair konuları Rojava’da bulunan gazeteci Erdal Er’e değerlendirdi. Gazeteci Er’in ANF ve Yeni Özgür Politika’da yayınlanan röportajının ilk bölümü şöyle:

Sınırda durum nedir?

Türkiye sınıra ciddi bir güç getirmiş ve yığınak yapmış. Hatta şunu da söyleyeyim; biz de yığmışız. Bir gerilim var. Bu durum provokasyona da zemin sunuyor. Herhangi bir hata, bir kıvılcım ateşe dönüşebilir.

Bir saldırı bekliyor musunuz? 

Doğu Fırat ile Efrîn bir birine benzemez. İki farklı yer. Efrîn’de yaşananların burada tekrarlanması mümkün değil. Buna izin vermeyeceğiz.

Neden mümkün değil?

Biz Efrîn sürecinde stratejik bir karar aldık. Bu savaşın yaygınlaşmasını istemedik. Efrîn savaşını Efrîn ile sınırlı tutmak istedik ve öyle de oldu. Bizim açımızdan Doğu Fırat’ta öyle olmayacak. Türk ordusu herhangi bir yere saldırırsa bu büyük bir savaşa dönüşecek.

Büyük savaştan kastınız nedir?

Mesela Türkiye Girê Spî’ye saldırırsa Dêrik’den Minbic’e kadar bir savaş cephesi oluşur. Bu bizim kararımızdır. Herkese söylemişiz. Türkiye de biliyor, Amerika ve Fransa da. Bize saldırı olursa 600 kilometrelik sınır savaş alanına dönüşür; Suriye’de ikinci iç savaş dönemi başlayacak demektir.

Türkiye’nin nasıl bir stratejisi var?

Türkiye stratejisi, gelip Girê Spî ve Kobanê’yi de alıp durmaktır. Ancak herhangi bir saldırı olursa Türkiye geri çekilene kadar savaş sürer.

ABD bu işe ne diyor?

Bizim Amerika ile DAİŞ’e karşı savaşmak için ortak bir ittifakımız var. Şu anda DAİŞ’e karşı yürütülen savaş Dêrazor ve Reqa alanındadır. Türkiye bize saldırırsa QSD içinde yer alan YPG gücü geri çekilecektir. Böyle oldu mu DAİŞ’le olan savaş durur. Hatta DAİŞ yine güçlenir. Biz çıkarsak rejim boşluğu doldurmak için o alanlara girer. Amerika ve Koalisyon ile olan ortak çalışmamız zarar görür, darbe alır.

ABD bunu istemez. Koalisyon içinde yaklaşık 73 devlet var. Hiçbiri bu işbirliğinin zarar görmesini istemez. Bu uluslararası bir meseledir. Bu nedenle Türkiye üzerinde ciddi bir baskı var. Efrîn’de bu yoktu.

Amerika nasıl bir baskı yaptı?

Savaşın çıkmaması için Amerikalıların rolü olumludur. Diplomasi çalışmaları sürdürüyor, baskı yapıyor, kontrol dışı bir savaşın önüne geçmek istiyor. ABD Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı, Türkiye’deki meslektaşlarıyla konuştular.

ABD’ye ‘güven olmaz’ diyenler var…

Mesele güvenip güvenmemek değil, bu Amerika’nın sorunu. Biz tutumumuzu belirlemiş, hazırlıklarımızı da yapmışız; savaşacağız. Fırat’ın doğusu Efrîn gibi olmayacak.

Siz bir süre önce ABD’nin sorunların çözümü için Türkiye ile Rojava arasında arabuluculuk yaptığını açıklamıştınız. Bu süreç devam ediyor mu, tampon bölge tartışmaları ne aşamada?

Erdoğan, 2018’de “biz hazırlıklarımızı tamamlamışız Fırat’ın doğusuna operasyon başlatacağız” dedi. 7 yıldır bizim tarafımızdan Türkiye’ye bir saldırı olmamış. Onlar için bizim varlığımız sorun. Bakın, 6-7 yıldır savaştayız. Yeni bir savaş, büyük bir savaş istemiyoruz. Olursa da büyük bir savaş olur. Ateşkes olmayacak. Bunun üzerine biz müttefiklerimizden gidip konuşmalarını istedik. Bu arabuluculuğu ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’den biz istedik. Kendisi de memnuniyetle bu rolü üstlenebileceğini söyledi. Süreç böyle başladı. İlk başlangıçta bu bir proje değildi. Bizim tarafımızda bir saldırı olmayacak, tehlike yok beyanında bulunduk. Sonuçta süreç devam etti.

Güvenli bölge tartışması böyle mi çıktı?

Erdoğan ile Trump’ın telefon görüşmesinde “Güvenli Bölge” projesi ortaya çıktı. Biz de QSD olarak kendi projemizi hazırladık ve ABD tarafına sunduk. Projemiz çok makuldü.

Türkiye ne istiyor, siz ne istiyorsunuz?

Bu, sınır meselesidir. Türkiye “Güvenli Bölge”nin 30 kilometre olmasını istiyor. Biz de bunun 5 kilometre olmasını savunuyoruz. Biz 5 kilometrelik “Güvenli Bölge’’ olmasını kabul ediyoruz. Ayrıca bu 5 kilometrelik alandan savaşan YPG güçlerini çekebiliriz. Yerine yerel güçlerin girmesini istiyoruz.

Yerel güçlerden kimleri kast ediyorsunuz?

Gayet açık. Kobanêliler, Serêkaniyêliler, Qamişlolular, Girê Spîliler… Ayrıca bu 5 kilometreden ağır silahları, menzili Türkiye’ye ulaşacak silahları çıkartabiliriz; tank, top gibi. Hatta bizim bazı ağır silahlarımızın 20 kilometre atış menzili var. Bunları da menzil sınırları dışına çekebiliriz. Bunlar tehditse bunları tehdit olmaktan çıkartıyoruz. Türkiye, “dışarıdan gelenler yönetiyor’’ diyor. Biz de diyoruz ki; o zaman yerel halk yönetsin. Böylece sorun çözülmüş olur.

Kuzey ve Doğu Suriye’de yerel askeri meclisler bu amaçla mı ilan edildi? 

Evet, merkezden yönetilmeyecek. Yerel askeri meclisler yönetecek. Askeri meclislerin ilanı, projeye bir destektir.

Buna karşılık Türkiye’den ne istiyorsunuz?

– Saldırmayacağına dair bir taahhütte bulunmasını,

– devriye görevi yapacak uluslararası bir gücün olmasını istiyoruz; Koalisyon ya da başka bir güç.

Türkiye’nin sınırda devreye gezecek güç içinde olmasını istiyor musunuz?

Hayır, istemiyoruz. Türkiye taraftır. Tarafız bir güç olsun istiyoruz.

Peki Türkiye’nin projesinin

içeriği nedir?

Türkiye, “Güvenli Bölge”nin 30 kilometre olmasını istiyor. Çeteleri de yerleştirmek istiyorlar; ÖSO dedikleri ve Efrîn’i işgal eden çeteler… Hatta devreyeler içinde Türk askerinin olmasını da istiyor. Biz bunu kabul etmedik ve epey tartışmalar oldu. Biz QSD olarak böyle bir anlaşmayı sabote eden taraf olmak istemiyoruz. Sonuçta bizim Türkiye ile ne savaş isteğimiz ne de çıkarımız var. Sadece kendimizi savunacağız. Türkiye askerinin bizim tarafımıza gelmesini istemiyoruz. Zemini yok.

Neden zemini yok?

Efrîn’i işgal etmeselerdi, bize karşı saldırgan olmasalardı, düşmanlık yapmasalardı, siyasi çözümü veto etmeselerdi belki kabul ederdik. Bize düşmanlık yapıyor. Sadece Kobanê’de 40 bin Efrînli var. QSD içinde binlerce Efrînli ve yüzlerce komutan var. Onlar köylerinin Türkiye tarafından işgal edilmesini kabul etmezler. Bu koşularda Türk askeriyle ortaklık yapmazlar.

Türk askerinin olmasını hangi koşulda kabul edersiniz?

Biz Türkiye askerlerinin devriyeler içinde yer almasını şimdilik şartlı kabul etmişiz.

Nedir o şart?

İstisnasız bütün Efrînlilerin topraklarına geri dönmesini istiyoruz. Çeteleri Efrîn’den çıkmalı. El konulan mal ve mülkler Efrîn halkına iade edilmeli. Dışarıdan getirilip Efrîn’e yerleştirilenler çıkartılmalı. Bütün bunlar uluslararası güçlerin güvencesi altında ve Efrîn Meclisi’nin kontrolünde yapılmalı.  Böyle olması durumunda bir iyi niyet adımı olarak Türk askeri de devriyelere katılabilir.

Efrîn için öne sürdüğünüz şartlar içinde Türk askerinin çıkması da var mı?

Hayır, onu konuşmadık. Türk askerinin çıkması için bir şart koymamışız. Bu daha sonraki meseledir.

Türkiye’nin cevabı ne oldu?

Bunun muhatabı Amerika’dır. Benim bildiğim şu ana kadar bir gelişme yok. Top, artık Türkiye sahasındadır, bizim sahamızda değil.

15 GÜN ÖNCE ERKENDİ, 15 GÜN SONRA GEÇTİ

Rojava Devrimi 8. yılına girdi. Devrim nasıl başladı, siz o gün neredeydiniz?

19 Temmuz ulusal bir gündür, kurtuluş günüdür. Bugün vesilesiyle bütün kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Kürt halkının ve dostlarının fedakârlıklarını unutmayacağız.

Ben bir toplantı için Kobanê’ye gitmiştim. Çok gizli hareket ediyordum. Şartlar bunu gerektiriyordu. Kobanê’de rejim vardı, merkeze giremiyorduk. Sadece köylerine giriyorduk. 18 Temmuz akşamı Kobanê’ye gittim. Arkadaşlarla planlama için toplantı yaptık. O dönem askeri ve siyasi gücümüz birdi. Ben ikisinin sorumluluğunu yapıyordum.

18 Temmuz’da nasıl bir hava vardı?

Şam ve Dera’da gerginlik vardı. Özgür Suriye Ordusu ilerliyordu. Cerablus’a, hatta Kobanê’nin bir nahiyesine kadar ilerlemişti. Arkadaşlarda bir şeyler yapma istediği vardı. Baktık ki durumlar hızla değişiyor. ÖSO ile rejimin bize karşı bakış açısı aynıydı. Kendi yolumuzu seçmemiz gerekiyordu. 18 Temmuz günü Şam’daki kriz masasında bir patlama oldu. Şam karışıktı ve pusulasını kaybetmişti. Daha önce bizi tehdit eden Dışişleri Bakanı, o patlamada ağır yaralanmış ve yoğun bakıma alınmıştı.

Sizi neden tehdit etmişti?

Temmuz başında Kobanêliler bir iki karakolu almıştı. “Kobanê’de bir şey yaparsanız uçaklar gelir vurur’’ diye tehdit etmiş ve karakolları bırakmamızı istemişti. Özel bir durum oldu. Kobanê’deki rejim güçleri de panik içindeydi. Ekim Devrimi için bir kavram kullanırlar. “16 erkendir, 18 geçtir’’ diye. Bizim için de öyleydi. 15 gün önce yapacaktık uçak bombardımanıyla tehdit edildik. Yapamadık ve ele geçirilen karakolları bırakmıştık. Ben de arkadaşlara, “15 gün önce erkendi. 15 gün sonra geç olur. Şimdi zamanıdır” dedim. Karar verdik ve yaptık.

Sizin için zor bir karar mıydı? 

Çok zor bir karardı. Oradaki arkadaşlar karar aldılar. Ben de orada olduğum için kararı çok hızlı aldık. Benimle birlikte yönetimde olan arkadaşlar da vardı. Toplantı gündemini iptal ettik ve öğlen ara verdik. Yeni durumu konuştuk. İşler değişti.

O zaman Kobanê’de askeri gücünüz var mıydı?

Kobanê’de 2011’de gizli örgütlediğimiz 20 takımımız vardı. Toplantıda 20 arkadaş hazırdı. Her biri bir takımın başına geçti. Biz de yönetim olarak o köyde kaldık. Arkadaşlar başladı ve sabaha kadar işi bitirdiler. Sabah Kobanê halkı baktı ki her tarafta bizim TEV-DEM ve YPG’nin bayrakları dalgalanıyor, halk da bize katıldı. Devrim böyle oldu.

19 Temmuz’daki yaklaşımınız neydi?

Biz 19 Temmuz’da çizgimizi belirledik. Kobanê’de bütün askerileri, Dêrik’te 200 askeri; toplamda 5 bin devlet görevlisini esir aldık. Silahlarını alıp araçlara bindirerek rejimin denetiminde olan Reqa’ya gönderdik. Hatta kaymakam, “Evdeki mobilyalar benimdir, devletin değil. Onları almadan gitmem’’ diye tutturdu. Kendisine söyledik (gülerek) boş ver şimdi mobilyaları, kendini kurtar git. “Yok. Mobilyaları almadan buradan şuraya gitmem. Ben onları kendi maaşımla almışım’’ dedi. Baktık olmuyor. Arkadaşlar gitti bir kamyon getirdi. Eşyalarını yüklediler kamyona. Kaymakam, eşi ve çocuklarını da kamyonun önüne bindirip sağ salim Reqa’ya götürdüler. Bizim yaklaşımımız buydu. Bu nedenle aramızda bir düşmanlık olmadı. Kimseyi ne kestik ne yüksek binalardan attık ne de öldürdük.

Sonra diğer yerler alındı…

Rejim güçleri baktı ki Kürtler kimseyi öldürmüyor. Hepsi teslim oldu. Efrîn’de 400 asker vardı hepsi teslim oldu. Bunun için bizim devrim kansızdı.

Kürtler ile Araplar arasında bir çatışma yaşandı mı?

Hayır yaşanmadı. DAİŞ, El Kaide yaptırmak istedi, ancak biz bu oyuna gelmedik. Bu nedenle şimdi Reqa ve Dêrazor’dayız. Onlar bizi biliyor.

Devrim sürecinde ne gibi zorluklar yaşadınız?

Devrimin kendisi zor değildi. Sonradan zorluklar oldu. Büyük savaşlar yaşadık. Kayıplar verdik. Devrim sürecinden bütün Kürtler bize sahip çıktı. Özelikle Kuzey Kürtleri. Canıyla, malıyla bizi destekledi. Onlar olmasaydı biz başaramazdık. Güney ve Doğu Kürdistan’daki Kürtler de gelip bizimle birlikte savaştı. Aynı şekilde enternasyonalistler gelip destek oldu. Elbette biz de doğru bir siyaset yürüttük. Kimseye düşmanlık yapmadık. Çok zorluklar yaşadık. Siviller hariç 11 bin şehit, 24 bin yaralı verdik. Hepsine minnettarız.

En çok can kaybı nerede verdiniz?

Kobanê’de bin 500 şehit verdik. Büyük sivil katliam yaşandı. Kabanê’de kayıpları göze almasaydık direnme olmazdı. QSD ve YPG de olmazdı.

Kadın savaşçılar da dünyada çok gündem oldu…

Kadınlar bizim devrimimizin yüzü oldu. Fazlasıyla hak ettiler. Kuzey ve Doğu Suriye’deki Uluslararası Koalisyon güçlerinin içinde de kadınlar var ama hepsi idari görevler yapıyor. Bizim en büyük savaşlarımızı kadınlar yönetti. Mesela Kobanê savaşını bir kadın arkadaş yönetti. Halen sağdır. Çok büyük bir savaş olan Reqa savaşını üç kadın arkadaş yönetti. Bizimle birlikte çalışan askerler de bundan etkilendi. Bizim devrimimiz erkek egemen algıyı yıktı.

Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Biz yolumuzu 19 Temmuz’da belirledik. Bundan sonra bu yolun korunması, inşa sürecinin tamamlanması ve Suriye bütünlüğü içerisinde halklar arası eşit haklara dayanan demokratik bir çözüm için çalışacağız.

KCK ve KJK’den kutlama

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ile KJK Koordinasyonu, Rojava Devrimi’nin 8. yılını kutladı.

Rojava Devrimi’nin yıl dönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Kürt halkının Rojava’da 19 Temmuz 2012’de gerçekleştirdiği devrimle Ortadoğu’nun öncü devrimci demokratik halkı olduğunu gösterdiğini belirtti. Araplar ve Süryaniler başta olmak üzere tüm Suriye halkları ile devrimin Suriye ve Ortadoğu devrimi haline getirilmesinin tüm halklar için umut yarattığı kaydedilen açıklamada, halkların demokratik toplum örgütlenmesiyle gerçekleşen demokratik özerk sistemin Ortadoğu’nun demokratikleşmesi açısından bir model haline geldiği vurgulandı.

Yenilmez bir ruha sahip

Kuzey – Doğu Suriye halklarının demokratik devriminin aynı zamanda tüm dünya halklarının demokratik devrimi olması gerçekliğinin, yenilmez bir ruha sahip olduğunu gösterdiği kaydedilen açıklamada, “Kalıcılığı da tüm Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının demokratik devrim gücüyle sağlanacaktır. Örgütlü demokratik topluma dayalı olarak demokratik devrimin derinleştirilmesi yaşamsal önemdedir. Demokratik özerk sistem, tüm Ortadoğu halkları için özgürlük ve demokrasi vahası, barış ve kardeşlik soluğudur. Bu açıdan Arap, Türk, Fars, Azeri, Ermeni, Süryani tüm halklar ve farklı inançlar bu özgürlük vahasına sahip çıkmalıdır” denildi.

Kürt Özgürlük Hareketi olarak Önder Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasıyla gerçekleşen bu devrime her zaman sahipleneceklerinin ve yanlarında olacaklarının altının çizildiği açıklamada, Kürdistan’ın tüm parçalarındaki halkn da bu devrime sahip çıkarak yüz yıldır verdiği ağır bedelleri ve çekilen acıları özgür ve demokratik yaşam coşkusu haline getirmesi istendi.

Aynı zamanda kadın devrimidir

KJK Koordinasyonu da 8. yıl dönümünü kutlayan bir yazılı açıklama yaptı. Rojava Devrimi’nin, faşist, tekçi zihniyeti aşarak tüm halkları ve inançları eşit gören, yaşamı örgütlemede ve yönetmede herkese eşit temsiliyet hakkı tanıyan ve nitelik olarak gelişimi, dönüşümü esas alan sistem inşası öngördüğü hatırlatılan açıklamada, şunlar ifade edildi: “Devrim olayı her an gelişimi, değişimi, büyümeyi içinde barındırdığından her an gerçekleşen olaylar, atılan adımlar devrimin niteliğini ve sürekliliğini belirler. Demokratik ulus perspektifi ile günlük olarak sürekli kendisini yaratan, inşa eden toplum kendi devrimsel sürekliliğini sağlayacaktır. Bunun için kurumlaşmalar, sistemleşmeler, inanç, amaca bağlılık, ısrar, her zorluk karşısında umutla çalışmak gereklidir. Bu anlamıyla da başta kadınlara, gençlere ve farklı halklara, inanç ve kültürlere çok tarihi görevler düşmektedir.

Öz savunmadan ekonomiye, sağlığa, eğitime, kültüre, hukuka ve daha birçok yaşam alanı demokratik toplum, demokratik ulus paradigması ekseninde örgütlendi ve örgütleniyor. Toplum yaşamını ihtiyaçlarına ve önceliklerine göre kendisi örgütleyip planlıyor.

Özellikle öz iradelerine öz imkânlarına dayanarak kendi öz savunmalarını geliştirmeleri hayati önemde bir görev olarak önlerinde durmaktadır. Kadın öncülüğünde savaş sırasında elde edilen başarı tüm dünya halklarının ilgi odağı haline geldiği gibi kadın öncülüğünde öz savunma, ekonomi, sağlık, eğitim, kültür vb. toplumu, yaşamı inşa alanında da büyük başarılar yaratılacaktır.

Kadının damgasını, rengini taşıyan Rojava devrimi hem örgütlü halk topluluklarının hem de kadının örgütlü gücü ile etkilerini bütün Ortadoğu ve dünya halklarına yansıtacaktır.

Beş bin yıldır eve kapatılmış, işi yemek yapmak, çocuk doğurup beslemek, erkeğe hizmet etmek, kölelik üretmek tarzında şekillenen kadın Kürt kadınları şahsında özgürlük mücadelesi ve önderlik ideolojisiyle öldürülmüştür. Yerine siyaset yapan, politika geliştiren, güvenliği sağlayan, irade kazanmış, kendine güveni gelişmiş, yaşamın her anında ve her yerinde özgürlük kavgası veren, kendi olma bilinci yakalayan kadın kişiliği yaratılmıştır. Bunun önünü artık hiçbir kişi, rejim, sistem alamaz. Her kesin, bütün dünyanın ilgisini çeken, hayranlığını uyandıran Kürdistan kadın direnişinin önünü kimse alamaz.”

/ANF-YÖP/

2. BÖLÜM

 

SDG Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Türk devletinin Afrîn’den Dêrik’e kadar büyük bir harekat yapması ne uluslararası güçlerin ne de kendilerinin müsaade edeceğini belirterek, tüm tarafları diyalog ve çözüme zorladıklarını söyledi. 

Suriye ve Türkiye’de tıkanma yaşandığını kaydeden Ebdî, rejimlerin karakter ve zihniyetinin sorun olduğunu ifade etti. ABD’nin varlığının çözüm önünde engel olmadığını vurgulayan Ebdî, Şam’dan olumlu adım atılırsa karşılık vereceklerini açıkladı.

ERDAL ER/QAMİŞLO

QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, büyük bir hareket başlatıp Efrîn’i geri alma güçlerinin olduğunu, ancak meseleyi Efrîn’le sınırlı ele almadıklarını ve Türkiye ile meselelerinin sadece Efrîn olmadığını söyledi.

Bu karmaşıklık içinde bir çıkış yolu buluna bilinir mi? Bütün bunları SDG Genel Komutanı Mazlum Ebdî ile konuşuyoruz.

Söyleşimizin ikinci bölümü şöyle:

Türkiye bir taraftan Güney’e operasyon başlatıyor. Rojava sınırına asker yığıyor. ABD ile pazarlık yapıyor. Böyle bir denklemde Öcalan üçüncü yol stratejisiyle ilgili yeni bir hatırlatmada bulundu, Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat çekti ve Suriye yönetimiyle sorunun çözümünü tavsiye etti. Bu mesajdan ne anladınız?

Her şeyden önce Başkan Öcalan’ın söylediği gibi Suriye’de, Türkiye’de büyük bir tıkanma var.

Nedir bu tıkanma, biraz açar mısınız?

Türk devletinin, Suriye sorununun başlangıcında belli bir stratejisi vardı. Bizce başarılı olmadı ve boşa çıktı. Hatta Efrîn de başarı sayılmaz.

Türkiye, 2011’de aracı güçlerle alana egemen olmak istedi ama başarısız oldu.

2012-2013 yıllarında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üzerinde bize askeri olarak müdahale etti. Biz tam tersi daha büyüdük ve ÖSO’yu kovduk.

2013-2014 yıllarında El Nusra/El Kaide aracılığıyla Dêrik’ten Efrîn’e kadar bize karşı kapsamlı bir saldırıda bulundular. Biz hepsini püskürttük ve daha büyüdük.

En son Kobanê savaşıyla DAİŞ’i üzerimize sürüp Kobanê’yi balmak istediler. Uluslararası müttefiklerimizle DAİŞ’i kovduk ve Dêrazor’dan çıktık. Bu Türkiye’nin başarısızlığıdır.

Efrîn’e girdiler ve oradalar…

Efrîn’e girmeleri Türkiye için bir başarı değildir. Bunu Efrîn’le sınırlı tutması başarısızlıktır. Erdoğan’ın açıkladığı gibi Efrîn’den girip Dêrik’ten çıksalardı başarılı olurlardı. Efrîn’le sınırlı kalmaları onlar için büyük bir tehlikedir.

Hangi açıdan?

Ne zaman istesek büyük bir hareket başlatıp Efrîn’i geri alırız. Buna gücümüz var. Biz bu konuda henüz bir karar vermedik.

Neden başlatmıyorsunuz?

Biz meseleyi Efrîn’le sınırlı ele almıyoruz. Türkiye ile meselemiz Efrîn değildir. Bu konuya şimdi girmeyeceğim. Erdoğan kendisi karar verdi. Efrîn’den girip Şehba, Minbic ve hatta Fırat’ın doğusunu alacaktı. Yapamadılar. Bence artık kendileri de bunun imkansız olduğunu biliyor.

Efrîn’den Dêrik’e kadar büyük bir harekat yapmalarına ne uluslararası güçler ne de biz müsaade ederiz. Burada bir tıkanma var.

Öcalan bu tıkanmayı mı aşmak istiyor?

Bence bu konuda Türkiye’nin Başkan Apo’ya ihtiyacı vardır. Amerika ile çözmek istiyorlar, sonuçları ortadadır. Mesela bu konuda Önder Apo, “Bu sorunu ancak ben çözerim. Ben olumlu bir rol oynayabilirim’’ diyor. Sadece Suriye’yi kastetmiyor, Türkiye’yi de kastediyor. Biz de bu görüşlere katılıyoruz. Amerika arabuluculuğunda bu sorunu çözmek isterlerse bence derhal çözülür. Biz bunu ifade etmişiz, beyanda bulunmuşuz. Bu konuya ilgili tartışmaları da olmuş. Sorunun çözümü için Önder Apo, Türkiye’nin hassasiyetinden söz etti. QSD’in Türkiye’ye karşı zor kullanmaması açıklaması bu sorunun çözüm çabalarına denk düşüyor. Biz de bunu olumlu buluyoruz ve deklare de ettik.

Hassasiyeti Türkiye’ye karşı bir saldırı olmasın diye mi anlıyorsunuz?

Hem öyle hem de diyalogla çözülmesini istiyor. Biz böyle anlıyoruz; Türkiye ile sorun diyalogla, masada karşılıklı tavizler verilerek ve diplomatik yollarla çözülsün.

Mesajın Şam ve ABD tarafını nasıl yorumluyorsunuz?

Önder Apo’nun sunduğu projeyle bizimki ters düşmüyor. Biz de yıllardır aynısını savunuyoruz. Bizim açımızdan sevindirici taraf budur. İki yıldır Suriye’den iki argümanımız ve talebimiz var. Önder Apo da aynı şeyleri söyledi.

Nedir bunlar?

Sorunun, Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde merkezi hükümetle diyalogla çözülmesinden yanayız. İkincisi de QSD’nin varlığını, özerk yapısını kabul etmesidir. Bizim iki temel talebimizdir. Önder Apo her ikisini de söyledi. Hem siyasi yapının hem de askeri yapının kabul edilmesi gerekiyor. Aksi halde katliamlar yaşanır.

QSD’nin Suriye ordusuna entegre edilmesini kabul etmiyor musunuz?

QSD’nin kuruluş bildirgesinde yazılıdır; kendimizi Suriye ordusunun bir parçası sayıyoruz. Bulunduğumuz alanların güvenlik ve askeri sorumluğu bize aittir. Merkezi hükümetin bunu kabul etmesini istiyoruz.

Öcalan’ın sizinle direkt bir teması var mıdır?

Hayır, bizimle direkt bir teması yok. Önder Apo da “Bu bir anlaşma değildir, müzakere delildir. Hatta diyalog bile değil” dedi. Belli bir çaba var, öyle devam diyor.

ABD’nin varlığı, Şam ile sorunu çözmeniz önünde engel mi?

Sorun, bizim ile Şam arasındadır. Amerika bu işin tarafı değildir. Sonuçta biz Suriye ile sorunu çözeceğiz. Burada bağımsız bir devlet kurmayacağız. Amerikalılar, Suriye rejiminin çözümden uzak olduğunu söylüyor. Bunda bir gerçek payı vardır. Biz 2011’den beri Suriye ile hiç ilişkimizi kesmedik. Birlikte yaşıyoruz, ancak şimdiye kadar bir çözüm safhasına ulaşamadık. Suriye tarafından olumlu bir adım atılırsa olumlu yönde karşılık veririz.

Bu konuda inisiyatifin tamamen sizde olduğunu söyleyebilir misiniz?

Evet söyleyebiliriz. Bu konuda kimse bize telkinde bulunamaz.

Şam ne diyor? 

Biz Şam’ı iyi tanıyoruz. Şimdiye kadar Şam’ın aklı ve zihniyeti çözüme hazır değil. Onlar devletin otoritesini kabul etme şartıyla uzlaşma politikası yürütüyor. Benzeri durum Türkiye’de de vardır. “Sizi af ederiz, şimdiye kadar yaptıklarınızı görmeyiz, sileriz” mantığı var. Devletin otoritesi tekrar sağlansın istiyorlar. Şam’a da anlattık. Bizim durumumuz Suriye’nin diğer bölgelerinden çok farklıdır. Uzlaşma olmuş; Dera’da, Hama‘da, Humus‘ta, Dêrazor’un batı tarafında ve her yerde.

Sizin durumunuz neden farklı?

Farklı, çünkü biz Şam’la savaşmamışız, askeri olarak yenilmemişiz ki barışalım. Bizim ulusal bir sorunumuz var ve çözülmesi gerekir.

Diğer bölgelerde Suriye ordusu gitti operasyon yaptı, diğer güçleri hezimete uğrattı ve kazandı. Onan sonra  “Tamam, devlet büyüktür, uzlaşalım” dediler.

Nasıl olacak?

Rejimin kabul etmesi gerekir ki bu durum değişmeyecek. Değiştirme gücünün olmadığını anlaması gerekiyor. Şöyle bir süreçteyiz; rejim ne siyasi, ne ekonomik, ne de askeri olarak bizi dışlama kabiliyetine sahip. Rejim buna ikna olursa zihniyeti de değişir. Burası Güney Kürdistan gibi de değildir. Suriye, Kuzey ve Doğu Suriye olmadan bir devlet olamaz. Başarısız bir devlet olur. Güney Kürdistan, Saddam için fazla engel teşkil etmiyordu. Olmasa da olurdu. Suriye öyle değil. Suriye’nin ekonomisi sıfır. Esas güç bizim bölgemizde. Suriye devleti buradaki olanaklardan mahrum kalırsa başarılı olamaz.

ABD’nin varlığı, engele dönüşmüyor mu?

Ben tersini düşünüyorum. Amerika’nın varlığı burada kalıcı değildir. Uluslararası bir anlaşmada yok. Şu ana kadarki varlığı DAİŞ’e karşı mücadele kapsamındadır. Bu da sürecek. DAİŞ var oldukça bu işbirliği sürecek. Rejimin, bu işin zorla olmayacağını anlaması lazım. Uluslararası güçler burada oldukları sürece bu işleri daha zorlaştırır.

Rejim, “ABD çekileceğini açıkladığında Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi bize geldi ve yardım istedi” diye propaganda yapıyor. Bu doğru değil. Doğrusu rejim bize geldi. “Amerika gidiyor, Türkiye girmesin. Buralar Efrîn gibi olmasın. Biz gelelim. Anlaşalım” teklifinde bulundu. Rusya da devreye girdi. Diyalog gelişti ama onların talebi üzerine gelişti. Suriye’de bir siyasi çözüm olana, biz Şam ile bir anlaşmaya varana kadar mevcut güçlerin kalmasında faydası var.

Besar Esad’la bir görüşmeniz oldu mu?

Suriye rejimiyle kontrollü görüşmelerimiz devam ediyor. İlişkileri koparmamışız. Biz muhalefet denilen kesimin tarafını tutsaydık, şimdi Suriye rejimi yoktu.

İDLİB İÇİN YARDIM İSTEDİLER BİZİM İDLİB’DE İŞİMİZ YOK

İdlib’de işler yolunda gitmiyor. Şam yönetimi QSD’ye gelin birlikte operasyon yapalım derse tutumunuz ne olur?

İdlib’deki savaş, Suriye savaşı olmaktan çıkmış, tarafları çok olan bir savaştır. Bu defa bir faktör eksiktir, İran. İran’a bağlı güçler bu son operasyonda savaşa girmedi.

İran, Rusya baskısı sonucu mu girmedi?

Yok, İran kendisi girmedi. İran’ın şartları vardır. İsrail meselesi bu şartlardan biridir. Bu şartların şimdilik yerine getirilmesi mümkün değil. O nedenle girmediler. İran, savaşa girmeyince diğer gruplar küçüktür ve bir şey yapamadılar. Yapamazlar da. Rusya’nın hava bombardımanı da yetmedi. Bu nedenle başarısız oldular. Zaten planlamaları İdlib’i almak değildi. Uluslararası Halep ve Hama yolunun açılmasıydı. Onu da başaramadılar. Tekrar başlamışlar fakat yine zorlanacaklar. Bir de Koalisyon ve Amerika ağırlığını koydu. Rusya’yı ateşkese zorladılar. Anlaşıldı ki Rusya ile rejim İransız başaramazlar.

Rusya ve rejim, bizden yardım istedi, ancak biz kabul etmedik. Bizim şartlarımız var. Bizim İdlib’de işimiz yok. Bizim sorunumuz Efrîn’dir. Efrîn için ne gerekirse yaparız ama İdlib’de işimiz olmaz.

5 BİN ŞEHİT DE VERSEK O HARİTA DEĞİŞMEYECEKTİ

İstersek Türkiye’yi Efrîn’den çıkartırız, dediniz. Madem bu kadar kapasiteniz vardı neden çekildiniz?

Efrîn uluslararası bir komploydu. Özgün bir durumdu. Fırat’ın batısındaki uluslararası ve bölgesel güçlerin hepsi Efrîn üzerine anlaşmışlardı. Soçi ve Astana anlaşmaları çerçevesinde Efrîn; Hama, Homus, Şam ve Dêrazor’a karşı verilmişti. Haritasını da çıkartmışlardı. Bunu biliyorduk. Suriye’nin yüzde 70’i silahlı grupların elindeydi. Buna karşılık Efrîn’i vermişlerdi.

Bu mutabakat Astana’nın başında mı oldu?

Evet, o süreçlerde oldu. Hepsi işin içindeydi.

Amerika da içinde miydi?

Amerika, Fransa; Koalisyon endirekt işin içindeydi. Sessiz kaldılar. Büyük bir harita vardı. Nerelere kadar işgal edileceği belirlenmişti. İlk haftalar direndik. Büyük bir direniş yaşandı. Bin 500 şehit verdik, o savaşta. Baktık ki 5 bin şehit de versek o harita olacak. Biz de gücümüzü geri çektik.

Amerika çekilin telkininde bulundu mu?

Hayır bulunmadı. Efrîn için bir şey yapmayacaklarını ve karışmayacaklarını söylediler.

RUSYA’NIN ÇÖZÜM ÇERÇEVESİ ŞAM VE ANKARA’YA GÖRE

Rusya ve ABD ile dengeli bir politika yürütüyordunuz. Reqa ve Dêrazor’a gitmenizle bu denge bozuldu. Efrîn de işgal edildi. Şimdi Rusya ile ilişkiniz nasıl?

Rusya, rejimin tarafını tutuyor. Rejimin çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Efrîn’de bundan dolayı böyle oldu. Diğer alanların rejime verilmesi karşılığında Efrîn verildi. Bu nedenle ilişkimiz büyük bir darbe aldı, çünkü bu büyük bir meseleydi. Geri çekilme sürecinde de epeyce diyaloglarımız oldu. Orada da samimi değillerdi. Arkadaşlar Moskova’ya gittiler, görüşmeler yaptılar. Rusya’nın çözüme yönelik bir yaklaşımı yoktu. Efrîn konusunda halen öyleler. Eski tutumlarını değiştirmiş değiller. Türkiye’nin tarafını tutuyorlar. Şehba ve Til Rifat’ta Türkiye’den yana tutum alıyorlar. Bunlardan kaynaklı ilişkilerimiz iyi gitmiyor fakat sonuçta Rusya bir güçtür. Suriye’nin geleceğinin belirlenmesinde onların da rolü olacak. Suriye’de Rusyasız bir çözüm olmayacağının da farkındayız. Bu nedenle de ilişiklerimiz devam ediyor.

Rusya size ne öneriyor?

Rusya’nın bize sundukları rejimden çok farklı ve ileri değildir.  Biçimsel olarak farklı olabilir ama öz itibariyle aynıdır. Bizim de bunları kabul etmemiz mümkün değil.

ABD’NİN İRAN İÇİN TALEBİ OLMADI

İran ile ilişkileriniz nasıl, ABD İran konusunda sizden bir şey istiyor mu?

ABD’nin, İran’la ilgili bizden bir talebi olmadı. Elbette Amerika ile İran arasında gerginliğin bir etkisi oldu. İran’nın da yanılgıları var. Biz başkalarının çıkarlarına göre hareket etmeyiz, kendi çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa onu yaparız. Sonuçta biz de bir gücüz. Burada halk var. İran’ın şöyle bir yanılgısı var; sanki biz onlara saldıracağız, Fırat’ın batısına gideceğiz. Bazı senaryolar yazıldı. Yok öyle şey. Bizim alanlarımız var. Bizim meşru savunma çizgimiz var. Bize saldırmayana biz de saldırmayız.

İran, Türkiye’nin Güney Kürdistan’a saldırısına bu nedenle mi sessiz kaldı?

Olabilir, ancak İran da onlara karşı bir projenin içinde olmadığımızı anladı.

ABD, sizden İran’ın önünü kesmek için Ebu Kemal’e gitmenizi istedi mi?

Bu çok dillendiriliyor, ancak öyle bir şey yok. Tam tersi aslında. ABD’nin ve bizim Dêrazor’da önemli gücümüzün olduğu doğrudur. Bu gücün iki görevi vardır; bölgede tehdidi önlemek ve istikrarı sağlamaktır. Tamamen meşru savunmadır.

 12 BİN DAİŞLİ ELİMİZDE YAKINDA ÇÖZÜM YOK

Tutuklu DAİŞ’ler meselesi tartışılıyor. Bu sorunu nasıl çözeceksiniz?

Yakın gelecekte bir çözüm görünmüyor. Var olan durumun idare edilmesi gerekiyor. Bunun için devletler ve kurumlarla işbirliğine ihtiyacımız var, ancak bu çok yetersizdir. DAİŞ’lilerin bulunduğu kamplarda yüzde 30 dışarıdan yardım geliyor, ancak yüzde 70 biz karşılıyoruz. Cezaevleri de öyle. Ayrıca Baxhoz savaşında 8 bin DAİŞ’li teslim aldık. Gerçekten çok zor bir karardı. 8 bin kişiyi ne yapacağız?

Hepsi erkek mi?

Evet, hepsi erkek. Kadınların hepsini çocuklarla birlikte kamplara yolladık. 12 bin DAİŞ’li elimizde var. Kadınların sayısı daha az. Suriyeli DAİŞ’li kadınları ailelerine teslim ettik. Yabancıları devletlerle hal etmemiz gerekiyor. Bazı devletler yardımcı oluyor, bazıları olmuyor.

Türkiye neden vatandaşı olan DAİŞ’li kadınları almıyor?

Türkiye şimdiye kadar bizi resmiyette muhatap almıyor. Başkalarının aracılığıyla almak istiyor. Bu da bizim için uygun değildir. Almak isteyen gelip bizim resmi kurumlarımızla muhatap olmalı.

Güney Kürdistan ile ilişikleriniz nasıl? 

Bizim istediğimiz gibi değil, bazı sorunlar var ama Güney Kürdistan yönetiminde genel anlamda ilişkilerin iyileşmesi için bir istek var. Benim de Güney yönetimi ile görüşmelerim oluyor. Umut ediyoruz ki; ilişkiler gelişsin. Kürtler arasında ilişkilerin gelişmesini istiyoruz.

BM İLE İLİŞKİLERİN DEVAMINI UMUYORUZ

Sizi takım elbise ve kravatlı Cenevre’de gördük. Pek beklenen bir durum değildi. (Gülüşmeler)

Herkese sürpriz oldu değil mi? Hayatım da (gülerek) ilk defa takım elbise giydim ve kravat bağladım.

BM ile yaptığınız anlaşma dışında herhangi bir siyasi içerikli görüşme söz konusu oldu mu?

Bir süreç başlamış. Daha önce bir heyetimiz gidip BM Suriye Özel Temsilcisi Pedersen ile bir görüşme yaptı. Bu bizim için bir başlangıçtı, ancak bizim BM temsilcileriyle ilişkilerimiz hep vardı. Siviller ve çocuklar konusunda çok hassasız. Bu dosya Birleşmiş Milletler’le bir süreci başlatmak için uygundu. Arkasının geleceğini umuyoruz.

Rojava yönetimini şimdiye kadar Cenevre görüşmelerine davet edilmedi. BM ilk defa sizi davet etti. Bundan sonrası için bekliyor musunuz?

Doğru, bizi ilk defa davet ettiler. Bunun devam edeceğini düşünüyoruz. Bakın bu görüşmede hükümet temsilcimiz vardı. Söz konusu belgeyi o da imzaladı. Birleşmiş Milletler Çocuklar ve Silahlı Çatışmalardan Sorumlu Özel Temsilcisi Virginia Gamba, “Bu görüşmelerin arkası gelir” dedi. Sayın Gamba çok olumlu ve iyimserdi. Bu bizim için bir ilkti. Mesela UNİCEF gelip burada çalışmalar yapacak. Okullar açacaklar. Sonuçta siyasi bir anlaşma oldu. Türkiye’nin tepkisini göze alarak yaptılar. Bir çok çevre risk aldı. Bu olumludur.

/Yeni Özgür Politika /