Muhittin Beyaz: Selahattin Demirtaş’ın tarihe dokunuşu

Türkiye’nin içinden çıkamadığı ekonomik buhran, iktidarın siyasal adımlarını sekteye uğratmakta. Şayet ekonomik bir buhran olmasaydı mevcut iktidar 2023 hedeflerinin dışında da hedefler koyabilirdi. 

Çünkü muhalefetin siyasal boşluğu, iktidar için tarihin en müsait zeminini yaratmış. Zaten iktidarın alenen dile getirdiği muhalefetin zayıflığı, AKP’yi 17 yıldır  iktidar yapmaktadır söylemleri hakir durumu tekrardan gözler önüne getirmekte. 

Buna örnek olarak ‘Barış Pınarı Harekatı’na tezkere veren Kılıçdaroğlu’nun “içimiz yana yana evet dedik” sözlerine karşılık olarak Mevlut Çavuşoğlu’nun “İlkeli bir duruşunuz olmazsa böyle yalpalarsınız.” sözleri elbette yerindedir. 

Ama  muhalefetin canını pek de yakan sözler olduğu söylenemez. Ne de olsa iktidarın belirlediği  gündemin dışına çıkamayan, yeni bir siyaseti üretemeyen, iktidarın telkininde bir muhalefet neticede.  

Ne var ki CHP’siyle, HDP’siyle, İYİ Parti’siyle, Saadeti… herkim ve hangi kurumlar sözde muhalif gardını alıyorsa, siyaset ve sorumluluklarına liyakatle bağlı değiller. Sonuçta muhaliflik, üretken, savunucu ve koruyucudur. 

En önemlisi iktidara fren görevinin yanında, alternatif bir yöneticidir. Şüphesiz bu pratikler toplumun, ülkenin selameti içinde bir gerekliliktir. Lakin muhalefete bakıldığında bu kriterlerin hiçbiri bulunamıyor. 

İktidarın bir tıkanması var, yol ayrılıkları var, kendi içinde bir muğlaklık yaşıyor, dış ilişkilerde  tam anlamıyla olmasa da bir başarısızlığın demoralizasyonu var. Buna rağmen muhalefet iktidara karşı arpa boyu bir kazanım elde edemedi, kendilerine bir gündem yaratamadı. 

İçler acısı bu durumun yanında bi de Kılıçdaroğlu’nun tank palet sendromu da eklenerek tamamen çıkmaz bir sokak olmuş. Bilhassa Meral Akşener milliyetçi gömleğini indirmemekle birlikte komşusuna öğüt veren  aç bir ev sakini. 

HDP ise muhalefetin olmayan gündemi içinde kaybolup gitmiş.  HDP’nin bu durumu geçmişte toplumda yarattığı umudu da kaçırdı.

Nihayetinde yeni açılan ve açılacak partilerde bu yapbozun dışında bir parça olamadılar. Bu kıskaç içerisinde toplum  Ortadoğu siyasetinin psikolojik rahatsızlığını derinden yaşıyor. 

Ekonomik tıkanmışlık, çözümsüzlük, işsizlik vs. toplumun tamamına nüfuz eden bir etki yaratmış. Fakiri de, zengini de halinden memnun değil. Sabahlanan her günün sonunda umutsuzluğa bürünen bir şükürsüzlük  hakim. “İlham, tabi kanunlar, toplumsal sözleşme gibi toplumun ahlaki esasları” yitirilmiş bir iklimi yaşıyor. 

Bilhassa televizyonlarda yoğun bir şekilde Doğu Perinçek ve Mehmet Metiner nutukları da düşünülürse toplumun siyasetten tamamen bir beklentisi kalmıyor. 

Toplum, psikolojisine, umutsuzluğuna, hitap edecek bir liderin doğuşuna muhtaç. Bu durum var olan gerçeklerden daha acı olsa da maalesef toplum “Troglodyt” halkı gibi hür ve faziletli yaşam yerine peşinden gidecekleri bir liderin duasındalar. 

Şüphesiz bu gerçek toplumun ezici çoğunluğu tarafından beklenen bir şey. Bu sayede Ekrem İmamoğlu bu arzu ve isteğin döneminde, yerel bir seçim adayı olmasına rağmen, seçimde yarattığı hak, hukuk nutukları, yenilikçi pratikleri yurdun tüm bölgelerinde rağbet gördü. 

Diyarbakır’ın asi çocukları dahi kayyumların korkusundan ona sığındı. Denilebilir halk yeni bir liderin, siyasetin beklentisi içerisinde. Mevcut liderler arasında bu talebi karşılayacak birinden pekala bahsedemeyiz. Onun için mevcudiyetten ayrı biri çıkageldi, sefih bir durumla herkes ona sığındı. 

İmamoğlu da bundan bihaber davranmadı, seçim vaatleri, davranışları aday olduğu bölgeden çok yurda sesleniyordu. Neticede var olan boşluktan bir umut vaat eden biri olarak kendini sunabildi. 

Selahattin Demirtaş için Ahmet Hakan’ın kaleme aldığı “Demirtaş saz çalarken manzara-i umumiye nasıldı” başlığıyla o günün heyecanını, umudunu anlatıyor. 

“Bir umut doğmuştu. Süper bir umut… Artık silahlar bırakılacaktı… Kan dökülmeyecekti… Analar ağlamayacaktı… Siyaset tüm sorunların çözüm adresi olacaktı…” 

Ahmet Hakan’ın bu satırlarda hayıflanması kuşkusuz Selahattin Demirtaş gibi bir umudun kaybedilişi içindir. Yazısında bugün için umut vaat eden kimseden bahsetmiyor. Yani bir itiraf ve bir arayış var ona karşı. 

Selahattin Demirtaş Edirne Cezaevi’nde üç yılı aşkın süredir tutuklu bulunmasına rağmen gündemini, çizgisini saygın bir şekilde koruyabiliyor. Topluma, hikayeleriyle, duruşuyla, sanatıyla umut aşılıyor. Hükümet onun bu üretkenliğine karşı tüm hünerlerini sergilediği halde önüne geçemiyor. Muhalif kimliğe yakışan manevralarla, üretkenliğini baskılardan kurtara biliyor. 

Dolaylı bir şekilde sine-i millet dillendirmesi, kitaplarının yarattığı heyecan, keza ”Tweet”leriyle gündemi yorumlayan aktifliğiyle siyasette muktedirliğini kaybetmiş değil. Bunlar toplumun umutsuzca  aradığı bir liderin kriterleridir. 

Ahmet Hakan dolaylı bir şekilde toplumun sığındığı İmamoğlu’ndan o umudu alıp tekrar Selahattin Demirtaş’a veriyor. Neticede her şeyden önce gelen ülkenin en büyük sorunu cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan Kürt sorunudur.

Bunu İmamoğlu veya Kürt tabanlı bir parti dışında bir parti çözemez. Bu durum herkes tarafından biliniyor. Hal böyle olunca kişisel olan bu bilgiyi söyleyebilirim ki Selahattin Demirtaş’ın bırakılmamasını iktidar kadar mevcut muhalefet de istememekte. 

Neticede yenilikleri beceremeyen muhalefetin, Selahattin Demirtaş gibi dinamik, üretken ve en önemlisi Kürt sorunun muhatabı olabilecek bir lider karşısında kuşkusuz emelleri ve varlıkları yaşam bulamayacaktır. Zaten toplum ve muhalefetin sorumluluğunu taşıyanlar, muhalif çatısı altında Selahattin Demirtaş gibi taraf kazandıran, ülkenin  büyük bir sorunu için muhatap olabilecek birini sahipleneceklerdir. 

Bu durum karşısında statükosunu koruyacak mevcut hiç bir lider Selahattin Demirtaş’ın hapishaneden çıkmasına ciddi bir şekilde yanaşmaz. Ne var ki muhalefetin Selahattin Demirtaş için elle tutulur bir cabalarının olmaması bu temele dayanmaktadır. Görüldüğü üzere Selahattin Demirtaş’ın sahnelenen Devran kitabıyla kaç gündür gündemdeki ayrıcalığını muhalefete kıyasla yine gösterdi. 

Şayet hapishaneden çıktığında da doğru adımlar eşliğinde ciddi bir kitlenin umuduyla karşılanabilir. Bu sayede hapishane geçidinin mutlak bir kazanıma dönüşmesi doğru adımlara bağlıdır. 

Sonuç olarak; muhalefetin en büyük sorunu  güçlü bir liderin yoksunluğudur. Selahattin Demirtaş’ın bu eksende siyasi projelerine etnik yahut bölgesel siyaseti değil de ortak değer güdümlü yurdun dört bir yanına  seslenişi tarihi bir fırsatın ısrarla kapıyı çalmasına kulak tıkamamış olur. 

İktidar Selahattin Demirtaş’ın  bu geçiş yolunu iyi tanımaktadır. Ne de olsa Recep Tayyip Erdoğan’ı bu güne getiren bir yoldu bu. Nihayetinde Selahattin Demirtaş da ortak değerleri sahiplenerek istenilene ulaşabilir. Bu durum Türkiye’nin siyaseti için tarihi  ve önemli bir süreçtir. Neticede önemli olan onurlu bir tarihe cevap vermek olacaktır bu süreçte.