EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ GÜNDEM

Müslüm Yücel : Rakel’in ağıtı

Bazı sesler insanı öyle bir etkiler ki, ne diyeceğini bilemezsin; o afat ses, kederin atına binip götürür seni, onunla giderseniz yolunuzu kaybedersin, buna tarih der birileri; tarih, ezilenlerle yola çıkınca yolunu kaybetmektir ama, yolunu kaybetmiş olan ben; derim ki, o olmazsa ben nereye giderim, o olmazsa ben kimim, neyim, kaç para ederim…

Son iki gündür bir ağıt dinliyorum. Bu bilmediğim, ezgisini duymadığım bir ağıt değil ama bu ağıt Rakel Dink’in dilinden çıkınca, birden bir tarih oluyor, beni ulaşılmaz kalelere taşıyor, bir gam harabesine çeviriyor içimi, tek bir ağacım bile yeşil kalmıyor, dallarım her sözcükte bir bir kırılıyor, budaklarım pis pis sırıtıyor ve Rakel, bu ağıtı okurken, çıkardığı her seste bir anne sesi veriyor, bir eş sesi veriyor, bir kız kardeş sesi veriyor ve bu sesler arasında en fazla kız kardeş sesi çekiyor beni; ölürsem ağlayacak olan, yaşarsam övünecek olan, kız kardeşim; yeşil ağacım, güvencem, onurum, gururum; başı ne kadar yukarıdaysa, kökleri aynı uzunlukta boy veren görkemli ceviz ağacım; beşiğim, evim, ocağım, gölgem ve yolumu kaybettiğim an yol gösteren asam, güçsüz olduğumda karşıma ilk çıkan asar ve zamanı kaybettiğimde an başucumdan akan Lehte ırmağı…

Rakel’in sesiyle bir kuyuya düştüm. Bir yere gidemedim, bir yerden gidemedim. Kar kapladı içimi, yaz günü dondum. Ama bu ağıtın yolu beni nereye çıkacaktı, bilmedim, düşündükçe korkum arttı ve kuyu dibindeki her ot, boyunları bastırılmış yılanlar gibi soktu beni, ölmedim; bir ah çeksem, birilerine sesimi sağıp ulaştırabilsem, belki kurtulacaktım. Kurtulmak istiyor muydum peki? Hayır. Sesin tellerindeki o ah kılıcı, her inildeyişte biraz daha yaraladı beni, kabuk bağlamış yaralarımı tuzla sardı; manalar anlamsız kaldı, bedenim ağırlaştı, elbiselerimi taşıyacak kuvvet kalmadı kollarımda; geceleyin aya baktım, ay da benimle gece boyu ağlayıp inledi, nasıl sabah olacağını bilmedi ve sabahın ilk ışıklarıyla ağırlığını hissettiren güneş de nafileydi, o da zevale yöneldi, kan içti, hitaplardan iltihap bağladı içim dışım; benzimin rengi utandı, sıkıldı, keşke kanatları olsaydı renklerin, uçup kurtulurlardı benzimden ama garip bir şekilde o seste beni saran, ağlasam da hayata bağlayan bir merhem vardı; çocukluğumda gözüme kaçan yeşil sabun kokusu, ablamın zorla beni yıkadığı günler…

Rakel’in sesinde, boğazında bin yıllardır dağların dibinde uyuyan ve çocuklara vermek üzere ağzında sakladığı elmasın sıcaklığı var; çocuk uyarsa, nine bu elmasın yerini gösterecek onlara. Ama içim, bu sesi duysam ve duyduğum an saray olsa da ve bu sarayın her köşesinde bir hazine beni beklemiş de olsa, ciğerlerimi, tellerine asıyor, beni büryan ediyor. Biliyorum çünkü bin yıllardan beri, bu toprağın insanı ağıt yakar ve ağıt yaktıkça ister ki dirilsin biri… Ama gözyaşıyla insanlığı kuruyan bu adalet içinde, çoktan kurutmuştur insanın içindeki sebil; kurnalara boşa yere konar paçalı kuşlar, acıya katlanamayanlar, kendini gagalayarak ayrılır sürüden.

Rakel’in sesinde gücü gördüm; o korkunç mesafeyi gördüm… Güç, ast ve üst demektir; aşağı ve yukarı, her fırsatta, biraz daha güce karşı hazır ol! Hakikat ve akıl, güç karşısında sürekli yer değiştirir ve biz, bu yer değiştirme anında bir tek şey isteriz: hakikat, ortaya çıksın.

Bekleriz, hakikat, bize adaleti getirecektir; bekleriz, hakikat, bize umut getirsin ama umut ettikçe acımız artar, en sıradan sözcük bile incitir; ağıtlar, acıyı hafifletmez, sökmez ağrıyı…

Çünkü ağıtlar bin yıllardır, ölümü değil; insanın gittiği vatanı söylemişlerdir. Burası neresi, burası cennettir ve artık, burada dünya denilen ve insanın birbirine yabancı olduğu yer unutulmuştur. Öyledir, dünya denilen durakta, biri diğeri için değildir, biri diğerini anlamaz ama biliriz, ölüler bir birini tanır… Bu büyük bir tesellidir, yaşamı biraz daha katlanılır kılar.

Rakel’in sesinde bir sınır kentinin bin yıllık kederi tütüyor. Cudi Dağı’nın eteklerinde yem yeşil otlar bile bu kederden sararıyor, sonra yanıyor. Gerçekte böyle bir yer yok ama “Bir mağara açılıyor” yıllarca burada saklanıyor insanlar: “Tanrı bu mağarayı açmış olmalı” diyor birileri ve kalbi olan peygamberler bu mağaranın kapısında duruyor. Burada ağıt yakmamak için masallar uydurmuşlardır; düşlerinde kerpici mücevher, harcı altın olan ve güneşle yapısı sağlam duran evler hayal etmişlerdir. Aşağıda bir ışık demeti gibi Dicle akar ve yeşil saçlı bir genç kız gibi ovalar dalgalanır, ruhlar burada birbirini tanır; insanı, birbirinden ayıransa katliamlardır. Rakel’in sesinde, taşlar bile söz alır, şehirler, sözden kemerlerle kurulmuştur ve alemlerin ötesinde bir alem vardır; burada, herkes kalbinde taşır ölüsünü ve her ağıtta, bir ölü kalpten sudur eder, bir ağıt yakılır ve herkes, kendi ölüsüne ağlar- ölü herkesindir, tıpkı ölüm gibi…

Not: Rakel Dink bu ağıtı, Ocak 2019’da yakıyor, ben yeni dinledim…

 

/Nupel/

Benzer Haberler

Frankfurt’ta Dersim Festivali coşkusu

nupel haber

Leyla Güven hakkında mahkemeden zorla getirme kararı

nupel haber

Amedspor’dan anlamlı pankart: ‘Çocuk susar sen susma’

nupel haber

İmamoğlu’ndan Yıldırım’a: Yazıklar olsun…

nupel haber

Öcalan’ın avukatları açıklama yapıyor

nupel haber

Afganistan’da barışa doğru ilk adım atıldı

nupel haber