Sanatçı bir özgürlük savaşçısı gibi direnmeli

‘Kürt kültürünün yaşatılmasında sanatçılara büyük görev düştüğünü söyleyen ve sanatçının bir özgürlük savaşçısı gibi direnmesi’  gerektiğini belirten Rojavalı opera sanatçısı Mizgin Tahir, ‘yeniden köle mi olacağız?’ diye soruyor.

 Opera santatçısı Mizgin Tahir,Kürt ulusal birliğinden devrime, kültür sanattan kadın sorununa ve daha birçok konuya dikkat çektiği röportajında Jin News’ten Nudem Tekoşer ile söyleşti.

 Tekoşer’in sanatçı Mizgin Tahir için yazdıkları ve röportajı şöyle:

 İlk kez onu başında kofisiyle, sahnede Kürt kadının otantik duruşuyla opera seslendirirken tanıdık çoğumuz. Evet o isim Mizgin Tahir Omerî. Kuzey ve Doğu Suriye’nin Serêkaniyê kentinde gözlerini dünyaya açan Mizgin’in doğar doğmaz kulağına dengbêj parçaları seslendirildi. Annesi Mizgin’i ve on kardeşini destanlarla büyüttü. Enstrüman çalan baba ve kardeşler içinde büyüyen Mizgin, Kürt destanları, tarihi ve kültürü hakkında ilk eğitimini aile içinde aldı.

 Müziğini bir arkeolog titizliği ile sentezliyor

 Kuzey ve Doğu Suriye’den dünyaya uzanan başarılı bir kadın sanatçı Mizgin. Unutulmaya yüz tutmuş, bin yıllar önce yaşanmış tarihin açığa çıkması için tarih okumayı aklına koyan Mizgin, arkeoloji okumak için gittiği Şam’da, hocalarının desteğiyle konservatuara hazırlanır. 1999 yılında sınavı kazanarak hayalini kurduğu opera sanatı için ilk adımı atan Mizgin, Kürt kültürünü evrensel sanatla buluşturmak için okuduğu konservatuarda, opera ve dengbêjliği bir arkeolog titizliğiyle sentezler.

 Mizgin’in sanatında yabancı ve Kürt sanatçıların büyüt bir etkisi var. İtalyan opera sanatçısı Giuseppe Verdi ve İspanyol Manuel de Falla Mizgin üzerinde etkide bulunan yabancılardan bir kaçı. Kürt sanatçılardan da Huseynê Farê, Şakiro, Fadilî Cizîrî, Karapêtê Xaço, Nîzamettin Ariç, Eyşe Şan, Meryam Xan gibi Kürt sanatçılar da Mizgin’nin ilham kaynağı oldu.

 İlk albüm: Lorîka Adîloş

 Mizgin ile Kuzey Irak Senfoni Orkestrası tarafından yorumlanan şarkı, aynı zamanda Bağdat Radyosu‘nun ilk Kürtçe yayınında yer alan şarkılardan biri. Kürt sanatçı Mizgin’nin ilk opera albümü “Lorîka Adîloş” adıyla 2010’da çıktı. Albümde Gîuseppe Verdî, Georges Bizet ve Wolfgang Amadeus Mozart müzikleri ve şair Ahmed Arif Ehmed Arîf ve Cegerxwîn’in de şiirlerinden yaptığı besteler yer alıyor.

 Mizgin, Diyarbakır’da bulunduğu dönemde Cegerxwin Kültür Merkezi’nde genç sanatçılara opera eğitimi verdi, Heskêf Orkestra’nın kuruculuğunu yaptı. Her yaptığı çalışmayla büyük ilgi uyandırdı. Kürt müziğine otantik sesi ve estetik duruşuyla hayat veren Mizgin’in, Memê Alan, Xecê û Sîyabend, Kela Dimdim gibi büyük destanları opera ile seslendirme hayali var.

 Türkiye’nin Serêkaniyê’ye yönelik saldırıları nedeniyle Qamişlo’ya yerleşmek zorunda kalan Mizgin Tahir ile savaşın, işgalin, göçün ve direnişin yaşandığı bir coğrafyada sanatı ve Rojava Devrimini konuştuk.

 *Kuzey ve Doğu Suriye çok kültürlü ve çok dilli bir coğrafya. Sanatınız üzerinde yaşadığınız coğrafyanın nasıl bir etkisi oldu? 

 Bir ülkede eğer çok dillilik, çok kültürlülük, ahlak ve farklı görüşler varsa, o ülkenin zenginliğidir. Bir bahçenin farklı çiçeklerini ve çeşit çeşit ağaçlarının olduğunu gösteriyor. Rojava’da çok kültürlü bir yer. Süryaniler, Ermeniler, Asuriler, Araplar ve Kürtler yaşıyor. Kürtlerin sayısı diğer halklardan daha çok olsa da Rojava’yı güzelleştiren bir arada yaşayan farklı kültürlerin renkliliğidir. Bu farklılık ve güzellik sanatın üzerinde etki etmesi kaçınılmaz. Bu sanatın etkisi şarkıya, sinemaya, şiire oluyor. Bazı şarkılar var melodisi Kürtçe’dir ama sözleri başka bir dildedir. Bazı şarkıların sözleri Ermenice’dir. Ama melodisi Kürtçe’dir. Kültürler arasındaki uyum, yeni bir şey yaratıyor. Bu olumlu bir uyumdur ve sanatıma da güçlü bir etki ediyor.

 Rojava Devriminden önce sanatsal çalışmalar hangi düzeydeydi? Devrim kültür sanatta nasıl bir etkide bulundu? 

 Rojava Devrimi sadece Rojava’yı değil bütün Suriye’yi etkiledi. Rejim döneminde Suriye televizyon kanallarını izlediğinizde ne Kürtler, ne Asuriler, ne Ermeniler’i televizyonda göremezdiniz. Araplar içerisinde de küçük bir kesime yer veriliyordu. Suriye kanallarında sadece iki kenttin dramasına yer veriliyordu. Şam ve Halep dışında hiçbir bölgenin sesini kanallardan duyamazdınız. Suriye’nin çok kültürlü ve çok dilliliği kanallara yansımazdı.

 Devrimden sonra bir kitap gibi açıldı. Şiir ve şarkılar Süryanice, Ermenice, Kürtçe dinleyebiliyorsunuz. Rojava Devrimi tek renkliliğe karşı çıktı ve çok kültürlülüğü gün yüzüne çıkardı. Devrim Suriye’nin genelinde bir kültür sanat dirilişi yarattı. Ermeniler, Araplar ve diğer halklar da kendini Rojava Devrimi içinde buluyor. Rejim hiçbir zaman burada yaşayan halkların sorunlarını çözmedi. Özgür sanat yapmalarına izin vermedi. Devrim ise bu topraklarda yeni bir sayfa açtı. Bütün kültürleri yaşatma zemini yarattı. Bu devrimin bir amacı var ve amacına ulaştı. Rojava Devrimi’nin toplumda yaratacağı daha çok değişimler olacak. Rojava Devrimi hala devam ediyor.

 

 *Kuzey ve Doğu Suriye tarihini sanatçılar olarak nasıl güncelliyorsunuz? 

 Bu topraklar kutsal topraklardır. Bin yıllar önce bu topraklarda yaşanmış Tel Xelef kültürü dünyaya yayılmış. Amûdê’de Girê Moza, Efrîn’de Nebî Hurî Kalesi gibi tarih gizli kalıyordu. Egemenler ise tarihi yanlış ve çarpıtarak yazıyordu. Gerçek tarihi gizliyorlardı. Açığa çıkmasını engelliyorlardı. Arkeologlar tarafından Efrîn’deki Duderiye mağarasında 50.000 yaşında Neanderthal bir çocuk bulunmuş. İktidarlar Rojava toprakları altında yatan tarihten korkuyorlar. Çünkü açığa çıkarsa farklı halkların varlığını da kabul etmek zorunda kalacaklar. Rojava Devrimi ise iktidarların açığa çıkmasından korktuğu tarihe ışık tutuyor.

* Kuzey ve Doğu Suriye’de çok sayıda sanatçı çıktı. Siz de ilk Kürt kadın opera sanatçısısınız? Dengbêjliği ve operayı sentezliyorsunuz. Yaptığınız sanatsal çalışmalarınızın buraya yansıması istediğiniz düzeyde oluyor mu?

 Her ağaç kendi kökü üzerinde yeşerir. Birçok sanatçı vardı ve hala da var. Rojava’da Mehemed Şexo, Ciwan Haco, Xelîl Xemgîn gibi sanatçılar bu topraklarda sanatlarını icra ettiklerinde duyguları dört parça Kürdistan’da yayılıyordu. Xelîl Xemgîn’in şarkılarıyla Kuzey’de ulusal diriliş, devrim yaşanıyordu. Ciwan Haco’nun şarkıları toplumda heyecan ve coşku yaratıyordu. Mihemed Şexo’nun şarkılarını dinleyen annelere ilham veriyordu. Bu topraklarda o sanatçıları ilham olan şairleri vardı. Seydayê Cegerxwîn, Mamoste Bê Bihar, Şair Tirêj gibi birçok şair ve yazar vardı. Hepsi bir birinden değerliydi. Bu fikirler ve sözler sanatçıları sanatçı yaptı. Söz varsa, sanatçı ona melodisini yükler. Rojava’da söz, melodi ve ses bir birini tamamladı. Bir birini tamamlayan bu uyum başarıyı da kendisiyle birlikte getirdi.

 Ben opera okudum ve Kürt sanatçıların eserleriyle büyüdüm. Babam dengbêjdi. Abim Remadan Necim Omeri sanatçıydı. Halam bütün yöresel parçaları bilirdi. Ben böyle bir gelenek içinde doğup büyüdüm. Neden mi opera okudum? Ses ile ilgili bir bölüm okumak istiyordum. Bütün dengbêjlerin sesi güzeldir ama ben dengbejlik yapamam diye düşündüm. Opera bölümü okuduğumda dengbejlik ve opera arasında ortak yanlar gördüm. Benim köküm olan dengbej ve evrensel bir sanat olarak bilinen opera nasıl bir sentez yakalayacağımı düşündüm. Derwêşê Evdî’yi, Mem û Zîn’i, Siyabend û Xecê, Ferhat ile Şirîn destanlarını çocukken babamdan, halamdan ve evimize gelen sanatçılardan dengbêjlikle dinlemiştim. Bu destanları operayla evrenselleştirmek istedim.

 Opera okuduktan sonra operanın kökünün, dengbêjliğe dayandığını iddia ediyorum. Opera, ilk olarak Kürt destanlarından ilham almış. Bu konuda delil de sunabilirim. Gılgamêş destanı okuduğunuz da destanı şiirseldir ama melodisi bilinmiyor. Gilgameş destanı Uruk yani bugünkü Irak bölgesinde yaşandığı düşünülüyordu. Ama arkeologların son yıllarda yaptığı araştırmalarda Girê Moza’da bulunan Gılgameş tabletinin Uruk’ta bulunan tabletlerden daha eski olduğunu açığa çıkardı. Benim de bu konularda araştırmalarım sürüyor. Operanın kökü dengbêjliğe dayandığını tarihsel belgelerle ispatlayacağım.

 *Sanatçılar burada halkların kültürlerinin yaşatılması için neler yapabilir?

 Kültürlerin yaşatılmasında sanatçılara büyük bir görev düşüyor. Bir özgürlük savaşçısı gibi sanatçı da halkının yüreğinde ve beyninde yer almalı. Sanatçı Rojava Devrimini yaşatma mesajını halka güçlü iletmeli. Çünkü bu topraklarda halkın varlığı işgal ediliyor. Kültürler soykırımdan geçiriliyor. Yeni bir yüz yıl başlıyor. Soykırım tarihi yeniden baştan mı yazılacak? Yine köle mi olacağız? Bu konuda büyük bir yük sanatçıların omuzunda. Rojava Devrimini sanatın evrensel diliyle dünyaya yaymalıyız.

 *Kürt ulusal birliği konusunda ne düşünüyorsunuz? 

 Dört derin yaramız var. Yüz yıllardır her yeni bir çağa girdiğimizde şarkılarımızda ve şiirlerimizde kahraman, cömert, direnişçi, savaşçı halkın yaşadıklarını anlatıyoruz. Bütün bunların dışında bir de halk olarak sırtımızdan hançerlendiğimizi anlatıyoruz. Kürtler tarih boyunca birçok devrim yaptı ama hepsi de ihanete uğradı. Biz bu devrimlerden ders çıkarmayacak mıyız? Çocuk, kadın, genç, yaşlı artık herkes ulusal birliğe ihtiyaç olduğunu söylemeli. Ancak ulusal birlik sağlanırsa biz yaralarımızı iyileştirebiliriz. Acımızı ortaklaştırabiliriz. Nerede kaybettiysek orada aramalıyız. Şêx Said isyanında Kürtler birlik olsaydı, isyan bastırılamazdı. Kürtlerin artık daha fazla kaybetmemeli. Kürt halkı parçalılığı kabul etmemeli. Kadınlar özellikle ulusal birlik için daha fazla mücadele etmeli. Çocuğuma şunu diyemem ‘eğer bir olsaydık, kazanırdık.’ Tarih bu kadar kazanımı koruyamazsak bizi atfetmez. Biz küçük evi düşünmeyelim büyük evi yani Kürdistan’ın bütün parçalarını düşünelim.

 *Kadın Devrimi’nin eserlerinize nasıl bir yansıması oldu? 

 Kürt kadını Rojava’da bütün dünya kadınlarının özgürlük sembolü oldu. Rojavalı kadınlar yeni kendini tanıdı ve gücünün farkına vardı. Yaşamı ne kadar etkileyebileceğini gördü. Sistem ile ne kadar müdahale edebileceğini gösterdi. Bir çocuğu nasıl özgürce yetiştirebileceğini gördü. Rojava’da kadınların varlığı dünya kadınlarının varlığı anlamına geliyor. Rojava Devrimi, evrensel bir devrim. Belki dünya böyle bir devrimi bir daha yaşayamaz. Rojava Kadın Devrimi de iktidarların, zulmün, kadın düşmanlığının, diktatörlüğünün kaybetmesi anlamına geliyor. Dünyanın her yerinden farklı halklardan devrimciler gelip Rojava Devrimine katılmış. Gelip burada özgürlüklerini arıyorlar. Onları buraya getiren Rojavalı kadınlardır.

 *İran Kürdistan Bölgesi’nde halk rejime karşı günlerce ayaktaydı. Oradaki direniş hakkında ne düşünüyorsunuz?

 İran’da ve Rojhilat’ta halk sokağa çıkarken sosyal medyada bir söz dikkatimi çok çekti: “Kürdistan yek welat e. Rojava Rojhilat’te” Bu söz çok anlamlı bir sözdü. Ruhuma yakın buldum. Direniş yaşamaktır. Halk zulme karşı direnmeli ve isyan etmeli. Rojhilatlı kadın sanatçılar direnişin en önemli parçasıdırlar. Direnişi ölümsüzleştiriyorlar. İran rejimi en fazla kadına baskı yapıyor. O yüzden en anlamlı direnişi de İranlı kadınlar sergiliyor. Direnişlerinin başarı getireceğine inanıyorum.

 *Önemli projelere imza attınız. Saldırılara rağmen Kuzey ve Doğu Suriye’de gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler var mı?

 Rojava Devrimi üzerine bir şarkı yapmak istiyorum. Özellikle de Rojava’nın direngen kadınlarına ilişkin bazı düşüncelerim var. Devrimle doğup büyüyen çocuklara ilişkin bazı projelerim var. Rojava’ya geldikten sonra devrimden sonra özgürce doğup büyüyen çocuklar bende başka duygular yarattı. O çocuklar kendilerini özgürce ifade edebiliyor. Kadınlar birçok alan açmış. Yönetim mekanizmalarında erkek kadın eşitliği var. Burada her şey üzerine düşünülüp çalışmalar yürütülebilir. 9 Ekim saldırılarından bu yana şehit düşenlere ilişkin ‘Xalo’ şarkısını yazıp seslendirdim. Şuan klip yapım aşamasında. Yakında yayınlanacak.

 /Jin News/