Anadil mücadelesi sergisi: Bir dilin peşinde

İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu, 1990’lardan günümüze Türkiye’de kültürel alanda verilen anadil mücadelesini bir sergide buluşturdu.

“Bir Dilin Peşinde – 90’lardan Günümüze Kültürel Alanda Anadil Mücadelesi” sergisi Friedrich Ebert Stiftung, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu desteğiyle düzenleniyor. 17 Haziran’a kadar Karşı Sanat’ta görülebilecek olan sergide; söyleşiler, müzik dinletileri ve etkinlikler katılımcılara açık olacak. Sergide yer alan çalışmaları, anadil mücadelesini Araştırma/Proje Ekibinden Zeynep Yeşim Gökçe ile konuştuk.

“Anadil, Farklı Kültürlerin Verdikleri Mücadelede Ortak Nokta”

Anadili üzerine çalışma yürütmeye nasıl karar verdiklerini anlatan Gökçe, sergide anadili meselesini çok rastlanmayan kültürel üretim yönü ile ortaya koymaya çalıştıklarını belirtti. Türkiye Kültürleri Çalışma Grubu olarak, beş seneden fazla süredir Türkiye’deki farklı kültürel gruplar üzerine çalışmalar yürütmekte olduklarını belirterek, “Bu kültürler üzerine çalışan insanları bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Bu sene yürüttüğümüz proje kapsamında, Türkiye’deki farklı kültürel gruplar üzerine araştırma yapmakta olan bağımsız araştırmacıları akademi ile buluşturduk. Bütün bu deneyimler bize gösterdi ki farklı kültürlerin aidiyet ve kültürler haklar alanında verdikleri mücadelenin en büyük ortak noktası ‘anadil’ ”meselesi. Zaten Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra dil meselesi ve dil politikaları devletin çok önemli bir gündemi olmuş, senelerce Türkçe dışında dil kullanılması yasaklanmış. Dolayısı ile bu çoğunluğa mensup olmayan farklı anadillerinin hepsinin en büyük derdi, kendini yaşatmak, bu dillerle üretim verebilmek. Farklı kültürlere dair ortaya koymak istediğimiz çalışmalarda bizi hep ortaklaştıran şey ‘anadil’ ve onun mücadelesi oldu. “ dedi.

5 Dildeki Kültürel Üretimlere Odaklandık”

Çalışmalarında 5 dil seçerek o diller ile ilgili mücadele veren kişilerin hikâyelerine yöneldiklerini ifade eden Gökçe, “Anadil ve anadil mücadelesini ortaya koymaya karar verdikten sonra ilk yaptığımız iş, bizlerin yıllardır birlikte yaptığımız projelerden ve çalışma grubumuzdan tanıdığımız, bu diller konusunda çalışma yürüten arkadaşlar ile iletişime geçmekti. Bu süreçte yolumuz sergimizin tasarımcısı Didem Dayı ile kesişti. Kendisi, daha önceden bizlerin araştırma grubu içerisinde olmadığı için, konuya daha dışarıdan bakıyordu ve onun yaratıcı yönlendirmeleri ile bu diller üzerine mücadele vermekte olan ‘aktivist’ arkadaşlarımızın hikayelerine, yaşantılarına odaklanmaya karar verdik. Bu karar verme aşaması zaten epey zamanımızı aldı. Bundan sonra ise, bu arkadaşlar ile sergide de görülebilecek olan video çekimlerini yaptık. Onların yönlendirmeleri ile bu dillerde üretim yapan başka insanlar ile tanışıp, müzik, edebiyat, ders kitabı, süreli yayın ve radyo-televizyon alanlarındaki üretimleri bulmak konusunda onlardan destek aldık.” diye konuştu.

“Türkiye’deki Politik Süreç Anadil Alanındaki Üretimleri de Kısıtlıyor”

1990’lardan itibaren, dünyadaki yaşanan değişimler, çok kültürlülüğün bir politika olarak ortaya çıkması ve kültürel haklar alanında yaşanan gelişmelerin Türkiye’de de kendini göstermeye başladığını anlatan Gökçe, ” Anadil mücadelesinin öncüsü konumundaki Kürtçe için elde edilen bazı haklar ile birlikte, diğer dillerin de üretim ve haklar konusunda daha çok geliştiğini söylemek mümkün. Özellikle Türkçe dışı dillerde yayın yasağının kalkması da bu üretimlerin artması açısından etkili oldu ancak özellikle 2015 yılından beri Türkiye’nin içinde bulunduğu temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı politik süreç ile birlikte, her alanda olduğu gibi anadil alanında da üretimler kısıtlandı ve kriminalize edilmeye başlandı.” dedi.

/sivil sayfalar/